İngilizcede En Çok Kullanılan 200 Fiil - Anlamları ve Örnek Cümleler
Blog Yazısı
1. BE (olmak, bulunmak)
1. BE (olmak, bulunmak)
1. Anlam: Olmak, var olmak
I am a teacher. → Ben bir öğretmenim.
2. Anlam: Bulunmak (yer bildirmek)
The book is on the table. → Kitap masanın üzerinde.
1. Anlam: Olmak, var olmak
I am a teacher. → Ben bir öğretmenim.
2. Anlam: Bulunmak (yer bildirmek)
The book is on the table. → Kitap masanın üzerinde.
2. HAVE (sahip olmak, -mek/-mak zorunda olmak)
1. Anlam: Sahip olmak
She has a beautiful cat. → Onun güzel bir kedisi var.
2. Anlam: Yemek/içmek
We have breakfast at 8 o'clock. → Sabah 8'de kahvaltı yaparız.
1. Anlam: Sahip olmak
She has a beautiful cat. → Onun güzel bir kedisi var.
2. Anlam: Yemek/içmek
We have breakfast at 8 o'clock. → Sabah 8'de kahvaltı yaparız.
3. DO (yapmak, etmek)
1. Anlam: Yapmak, ifa etmek
I do my homework every day. → Her gün ödevimi yaparım.
2. Anlam: Yeterli olmak, işe yaramak
This will do for now. → Bu şimdilik yeterli olacak.
1. Anlam: Yapmak, ifa etmek
I do my homework every day. → Her gün ödevimi yaparım.
2. Anlam: Yeterli olmak, işe yaramak
This will do for now. → Bu şimdilik yeterli olacak.
4. SAY (söylemek, demek)
1. Anlam: Söylemek, ifade etmek
He says hello to everyone. → Herkese merhaba der.
2. Anlam: Yazılı olmak, yazmak
The sign says "Stop". → Tabela "Dur" yazıyor.
1. Anlam: Söylemek, ifade etmek
He says hello to everyone. → Herkese merhaba der.
2. Anlam: Yazılı olmak, yazmak
The sign says "Stop". → Tabela "Dur" yazıyor.
5. GET (almak, elde etmek)
1. Anlam: Almak, edinmek
I get up at 7 every morning. → Her sabah 7'de kalkarım.
2. Anlam: Varmak, ulaşmak
We get home at 5 p.m. → Akşam 5'te eve varırız.
1. Anlam: Almak, edinmek
I get up at 7 every morning. → Her sabah 7'de kalkarım.
2. Anlam: Varmak, ulaşmak
We get home at 5 p.m. → Akşam 5'te eve varırız.
6. MAKE (yapmak, imal etmek)
1. Anlam: Yapmak, üretmek
My mother makes delicious cakes. → Annem lezzetli pastalar yapar.
2. Anlam: Zorlamak, mecbur etmek
She makes me happy. → O beni mutlu eder.
1. Anlam: Yapmak, üretmek
My mother makes delicious cakes. → Annem lezzetli pastalar yapar.
2. Anlam: Zorlamak, mecbur etmek
She makes me happy. → O beni mutlu eder.
7. GO (gitmek, hareket etmek)
1. Anlam: Gitmek, bir yere doğru ilerlemek
I go to school by bus. → Okula otobüsle giderim.
2. Anlam: Çalışmak, işlemek
My watch doesn't go. → Saatim çalışmıyor.
1. Anlam: Gitmek, bir yere doğru ilerlemek
I go to school by bus. → Okula otobüsle giderim.
2. Anlam: Çalışmak, işlemek
My watch doesn't go. → Saatim çalışmıyor.
8. KNOW (bilmek, tanımak)
1. Anlam: Bilmek, haberdar olmak
I know the answer. → Cevabı biliyorum.
2. Anlam: Tanımak
Do you know my brother? → Kardeşimi tanıyor musun?
1. Anlam: Bilmek, haberdar olmak
I know the answer. → Cevabı biliyorum.
2. Anlam: Tanımak
Do you know my brother? → Kardeşimi tanıyor musun?
9. TAKE (almak, götürmek)
1. Anlam: Almak, yanına almak
Take your umbrella with you. → Şemsiyeni yanına al.
2. Anlam: Götürmek, götürüp bırakmak
I take my son to school. → Oğlumu okula götürürüm.
1. Anlam: Almak, yanına almak
Take your umbrella with you. → Şemsiyeni yanına al.
2. Anlam: Götürmek, götürüp bırakmak
I take my son to school. → Oğlumu okula götürürüm.
10. SEE (görmek, anlamak)
1. Anlam: Görmek, görme duyusuyla algılamak
I can see the mountains. → Dağları görebiliyorum.
2. Anlam: Anlamak, kavramak
I see what you mean. → Ne demek istediğini anlıyorum.
1. Anlam: Görmek, görme duyusuyla algılamak
I can see the mountains. → Dağları görebiliyorum.
2. Anlam: Anlamak, kavramak
I see what you mean. → Ne demek istediğini anlıyorum.
11. COME (gelmek, varmak)
1. Anlam: Gelmek, yaklaşmak
Come here, please. → Buraya gel, lütfen.
2. Anlam: Olmak, vuku bulmak
My dream came true. → Hayalim gerçek oldu.
1. Anlam: Gelmek, yaklaşmak
Come here, please. → Buraya gel, lütfen.
2. Anlam: Olmak, vuku bulmak
My dream came true. → Hayalim gerçek oldu.
12. THINK (düşünmek, sanmak)
1. Anlam: Düşünmek, fikir yürütmek
I think about my future. → Geleceğim hakkında düşünürüm.
2. Anlam: Sanmak, zannetmek
I think it will rain. → Sanırım yağmur yağacak.
1. Anlam: Düşünmek, fikir yürütmek
I think about my future. → Geleceğim hakkında düşünürüm.
2. Anlam: Sanmak, zannetmek
I think it will rain. → Sanırım yağmur yağacak.
13. LOOK (bakmak, görünmek)
1. Anlam: Bakmak, gözlerini çevirmek
Look at the board. → Tahtaya bak.
2. Anlam: Görünmek, gözükmek
You look tired. → Yorgun görünüyorsun.
1. Anlam: Bakmak, gözlerini çevirmek
Look at the board. → Tahtaya bak.
2. Anlam: Görünmek, gözükmek
You look tired. → Yorgun görünüyorsun.
14. WANT (istemek, arzu etmek)
1. Anlam: İstemek, özlemek
I want a new phone. → Yeni bir telefon istiyorum.
2. Anlam: İhtiyaç duymak, gerekmek
Plants want water. → Bitkiler suya ihtiyaç duyar.
1. Anlam: İstemek, özlemek
I want a new phone. → Yeni bir telefon istiyorum.
2. Anlam: İhtiyaç duymak, gerekmek
Plants want water. → Bitkiler suya ihtiyaç duyar.
15. GIVE (vermek, bağışlamak)
1. Anlam: Vermek, teslim etmek
Give me your hand. → Elini ver bana.
2. Anlam: Hediye etmek, bağışlamak
She gives money to charity. → Hayır kurumuna para bağışlıyor.
1. Anlam: Vermek, teslim etmek
Give me your hand. → Elini ver bana.
2. Anlam: Hediye etmek, bağışlamak
She gives money to charity. → Hayır kurumuna para bağışlıyor.
16. USE (kullanmak, yararlanmak)
1. Anlam: Kullanmak, işletmek
I use my computer every day. → Her gün bilgisayarımı kullanırım.
2. Anlam: Tüketmek, harcamak
We use a lot of water. → Çok fazla su harcarız.
1. Anlam: Kullanmak, işletmek
I use my computer every day. → Her gün bilgisayarımı kullanırım.
2. Anlam: Tüketmek, harcamak
We use a lot of water. → Çok fazla su harcarız.
17. FIND (bulmak, keşfetmek)
1. Anlam: Bulmak, rastlamak
I can't find my keys. → Anahtarlarımı bulamıyorum.
2. Anlam: Öğrenmek, keşfetmek
I find this book interesting. → Bu kitabı ilginç buluyorum.
1. Anlam: Bulmak, rastlamak
I can't find my keys. → Anahtarlarımı bulamıyorum.
2. Anlam: Öğrenmek, keşfetmek
I find this book interesting. → Bu kitabı ilginç buluyorum.
18. TELL (söylemek, anlatmak)
1. Anlam: Söylemek, bildirmek
Tell me your name. → Bana adını söyle.
2. Anlam: Anlatmak, hikaye etmek
She tells stories to children. → Çocuklara hikayeler anlatır.
1. Anlam: Söylemek, bildirmek
Tell me your name. → Bana adını söyle.
2. Anlam: Anlatmak, hikaye etmek
She tells stories to children. → Çocuklara hikayeler anlatır.
19. ASK (sormak, istemek)
1. Anlam: Soru sormak, sormak
Can I ask a question? → Bir soru sorabilir miyim?
2. Anlam: Rica etmek, istemek
He asks for help. → Yardım istiyor.
1. Anlam: Soru sormak, sormak
Can I ask a question? → Bir soru sorabilir miyim?
2. Anlam: Rica etmek, istemek
He asks for help. → Yardım istiyor.
20. WORK (çalışmak, işlemek)
1. Anlam: Çalışmak, iş görmek
I work in a hospital. → Bir hastanede çalışıyorum.
2. Anlam: İşe yaramak, işlemek
Does this plan work? → Bu plan işe yarıyor mu?
1. Anlam: Çalışmak, iş görmek
I work in a hospital. → Bir hastanede çalışıyorum.
2. Anlam: İşe yaramak, işlemek
Does this plan work? → Bu plan işe yarıyor mu?
21. SEEM (görünmek, gibi gelmek)
1. Anlam: Görünmek, gibi olmak
He seems happy today. → Bugün mutlu görünüyor.
2. Anlam: Gibi gelmek, sanki gibi
It seems like a good idea. → Gibi iyi bir fikir gibi görünüyor.
1. Anlam: Görünmek, gibi olmak
He seems happy today. → Bugün mutlu görünüyor.
2. Anlam: Gibi gelmek, sanki gibi
It seems like a good idea. → Gibi iyi bir fikir gibi görünüyor.
22. FEEL (hissetmek, dokunmak)
1. Anlam: Hissetmek, duymak
I feel cold. → Üşüyorum.
2. Anlam: Dokunmak, elle yoklamak
Feel this soft blanket. → Şu yumuşak battaniyeye dokun.
1. Anlam: Hissetmek, duymak
I feel cold. → Üşüyorum.
2. Anlam: Dokunmak, elle yoklamak
Feel this soft blanket. → Şu yumuşak battaniyeye dokun.
23. TRY (denemek, çabalamak)
1. Anlam: Denemek, teşebbüs etmek
Try this cake! → Bu pastayı dene!
2. Anlam: Çabalamak, gayret etmek
I try to learn English. → İngilizce öğrenmeye çalışıyorum.
1. Anlam: Denemek, teşebbüs etmek
Try this cake! → Bu pastayı dene!
2. Anlam: Çabalamak, gayret etmek
I try to learn English. → İngilizce öğrenmeye çalışıyorum.
24. LEAVE (ayrılmak, bırakmak)
1. Anlam: Ayrılmak, terk etmek
I leave home at 8 a.m. → Sabah 8'de evden ayrılırım.
2. Anlam: Bırakmak, terk etmek
Don't leave your bag here. → Çantanı burada bırakma.
1. Anlam: Ayrılmak, terk etmek
I leave home at 8 a.m. → Sabah 8'de evden ayrılırım.
2. Anlam: Bırakmak, terk etmek
Don't leave your bag here. → Çantanı burada bırakma.
25. CALL (aramak, çağırmak)
1. Anlam: Telefon etmek, aramak
Call me tonight. → Bu akşam beni ara.
2. Anlam: Çağırmak, adlandırmak
They call him Jack. → Ona Jack derler.
1. Anlam: Telefon etmek, aramak
Call me tonight. → Bu akşam beni ara.
2. Anlam: Çağırmak, adlandırmak
They call him Jack. → Ona Jack derler.
26. KEEP (saklamak, tutmak)
1. Anlam: Saklamak, muhafaza etmek
Keep this money safe. → Bu parayı güvenli bir yerde sakla.
2. Anlam: Devam ettirmek
Keep walking straight. → Düz yürümeye devam et.
1. Anlam: Saklamak, muhafaza etmek
Keep this money safe. → Bu parayı güvenli bir yerde sakla.
2. Anlam: Devam ettirmek
Keep walking straight. → Düz yürümeye devam et.
27. LET (izin vermek, bırakmak)
1. Anlam: İzin vermek, müsaade etmek
Let me help you. → Sana yardım etmeme izin ver.
2. Anlam: Bırakmak, serbest bırakmak
Let the dog out. → Köpeği dışarı bırak.
1. Anlam: İzin vermek, müsaade etmek
Let me help you. → Sana yardım etmeme izin ver.
2. Anlam: Bırakmak, serbest bırakmak
Let the dog out. → Köpeği dışarı bırak.
28. PUT (koymak, yerleştirmek)
1. Anlam: Koymak, yerleştirmek
Put the book on the shelf. → Kitabı rafa koy.
2. Anlam: İfade etmek, söylemek
How can I put this? → Bunu nasıl söyleyebilirim?
1. Anlam: Koymak, yerleştirmek
Put the book on the shelf. → Kitabı rafa koy.
2. Anlam: İfade etmek, söylemek
How can I put this? → Bunu nasıl söyleyebilirim?
29. MEAN (anlamına gelmek, kastetmek)
1. Anlam: Anlamına gelmek, demek
What does this word mean? → Bu kelime ne anlama geliyor?
2. Anlam: Kastetmek, niyetinde olmak
I didn't mean to hurt you. → Seni incitmek istemedim.
1. Anlam: Anlamına gelmek, demek
What does this word mean? → Bu kelime ne anlama geliyor?
2. Anlam: Kastetmek, niyetinde olmak
I didn't mean to hurt you. → Seni incitmek istemedim.
30. BECOME (olmak, dönüşmek)
1. Anlam: Olmak, haline gelmek
She wants to become a doctor. → Doktor olmak istiyor.
2. Anlam: Yakışmak, yaraşmak
This dress becomes you. → Bu elbise sana yakışıyor.
1. Anlam: Olmak, haline gelmek
She wants to become a doctor. → Doktor olmak istiyor.
2. Anlam: Yakışmak, yaraşmak
This dress becomes you. → Bu elbise sana yakışıyor.
31. SHOW (göstermek, sergilemek)
1. Anlam: Göstermek, işaret etmek
Show me your homework. → Bana ödevini göster.
2. Anlam: Kanıtlamak, ispat etmek
The results show improvement. → Sonuçlar gelişme gösteriyor.
1. Anlam: Göstermek, işaret etmek
Show me your homework. → Bana ödevini göster.
2. Anlam: Kanıtlamak, ispat etmek
The results show improvement. → Sonuçlar gelişme gösteriyor.
32. HEAR (duymak, işitmek)
1. Anlam: Duymak, kulakla algılamak
I can hear music. → Müzik duyabiliyorum.
2. Anlam: Haber almak, öğrenmek
Did you hear the news? → Haberi duydun mu?
1. Anlam: Duymak, kulakla algılamak
I can hear music. → Müzik duyabiliyorum.
2. Anlam: Haber almak, öğrenmek
Did you hear the news? → Haberi duydun mu?
33. PLAY (oynamak, çalmak)
1. Anlam: Oynamak, oyun oynamak
Children play in the park. → Çocuklar parkta oynar.
2. Anlam: Çalmak (enstrüman)
She plays the piano well. → Piyanoyu iyi çalar.
1. Anlam: Oynamak, oyun oynamak
Children play in the park. → Çocuklar parkta oynar.
2. Anlam: Çalmak (enstrüman)
She plays the piano well. → Piyanoyu iyi çalar.
34. RUN (koşmak, işletmek)
1. Anlam: Koşmak, hızlı gitmek
I run every morning. → Her sabah koşarım.
2. Anlam: İşletmek, yönetmek
He runs a small business. → Küçük bir işletme yönetiyor.
1. Anlam: Koşmak, hızlı gitmek
I run every morning. → Her sabah koşarım.
2. Anlam: İşletmek, yönetmek
He runs a small business. → Küçük bir işletme yönetiyor.
35. MOVE (hareket etmek, taşınmak)
1. Anlam: Hareket etmek, kıpırdamak
Don't move! → Kıpırdama!
2. Anlam: Taşınmak, yer değiştirmek
We move to a new house. → Yeni eve taşınıyoruz.
1. Anlam: Hareket etmek, kıpırdamak
Don't move! → Kıpırdama!
2. Anlam: Taşınmak, yer değiştirmek
We move to a new house. → Yeni eve taşınıyoruz.
36. LIVE (yaşamak, oturmak)
1. Anlam: Hayatta olmak, yaşamak
My grandparents live long lives. → Büyükannem ve büyükbabam uzun yaşar.
2. Anlam: Ikamet etmek, oturmak
I live in Istanbul. → İstanbul'da yaşıyorum.
1. Anlam: Hayatta olmak, yaşamak
My grandparents live long lives. → Büyükannem ve büyükbabam uzun yaşar.
2. Anlam: Ikamet etmek, oturmak
I live in Istanbul. → İstanbul'da yaşıyorum.
37. BELIEVE (inanmak, güvenmek)
1. Anlam: İnanmak, itimat etmek
I believe in you. → Sana inanıyorum.
2. Anlam: Sanmak, zannedmek
I believe it's true. → Bunun doğru olduğunu sanıyorum.
1. Anlam: İnanmak, itimat etmek
I believe in you. → Sana inanıyorum.
2. Anlam: Sanmak, zannedmek
I believe it's true. → Bunun doğru olduğunu sanıyorum.
38. BRING (getirmek, yanında getirmek)
1. Anlam: Getirmek, taşıyıp getirmek
Bring your book tomorrow. → Yarın kitabını getir.
2. Anlam: Sebep olmak, yol açmak
Technology brings change. → Teknoloji değişime yol açar.
1. Anlam: Getirmek, taşıyıp getirmek
Bring your book tomorrow. → Yarın kitabını getir.
2. Anlam: Sebep olmak, yol açmak
Technology brings change. → Teknoloji değişime yol açar.
39. HAPPEN (olmak, meydana gelmek)
1. Anlam: Olmak, vuku bulmak
What happened yesterday? → Dün ne oldu?
2. Anlam: Rastlamak, tesadüfen olmak
I happened to see her. → Tesadüfen onu gördüm.
1. Anlam: Olmak, vuku bulmak
What happened yesterday? → Dün ne oldu?
2. Anlam: Rastlamak, tesadüfen olmak
I happened to see her. → Tesadüfen onu gördüm.
40. WRITE (yazmak, kaleme almak)
1. Anlam: Yazmak, yazı yazmak
Write your name here. → Adını buraya yaz.
2. Anlam: Mektup yazmak
I write to my friend weekly. → Arkadaşıma haftalık mektup yazarım.
1. Anlam: Yazmak, yazı yazmak
Write your name here. → Adını buraya yaz.
2. Anlam: Mektup yazmak
I write to my friend weekly. → Arkadaşıma haftalık mektup yazarım.
41. SIT (oturmak, yer almak)
1. Anlam: Oturmak, oturma pozisyonunda olmak
Please sit down. → Lütfen oturun.
2. Anlam: Sınava girmek
She sits for her exams next week. → Gelecek hafta sınavlara girecek.
1. Anlam: Oturmak, oturma pozisyonunda olmak
Please sit down. → Lütfen oturun.
2. Anlam: Sınava girmek
She sits for her exams next week. → Gelecek hafta sınavlara girecek.
42. STAND (ayakta durmak, dayanmak)
1. Anlam: Ayakta durmak, dikilmek
Stand up, please. → Lütfen ayağa kalk.
2. Anlam: Dayanmak, katlanmak
I can't stand this noise. → Bu gürültüye dayanamıyorum.
1. Anlam: Ayakta durmak, dikilmek
Stand up, please. → Lütfen ayağa kalk.
2. Anlam: Dayanmak, katlanmak
I can't stand this noise. → Bu gürültüye dayanamıyorum.
43. LOSE (kaybetmek, yitirmek)
1. Anlam: Kaybetmek, yitirmek
I lost my wallet. → Cüzdanımı kaybettim.
2. Anlam: Maçı kaybetmek, yenilmek
Our team lost the game. → Takımımız maçı kaybetti.
1. Anlam: Kaybetmek, yitirmek
I lost my wallet. → Cüzdanımı kaybettim.
2. Anlam: Maçı kaybetmek, yenilmek
Our team lost the game. → Takımımız maçı kaybetti.
44. PAY (ödemek, para vermek)
1. Anlam: Ödemek, para ödemek
Pay attention to the teacher. → Öğretmene dikkat et.
2. Anlam: Bedel ödemek, acısını çekmek
He paid for his mistake. → Hatasının bedelini ödedi.
1. Anlam: Ödemek, para ödemek
Pay attention to the teacher. → Öğretmene dikkat et.
2. Anlam: Bedel ödemek, acısını çekmek
He paid for his mistake. → Hatasının bedelini ödedi.
45. MEET (tanışmak, buluşmak)
1. Anlam: Tanışmak, karşılaşmak
Nice to meet you. → Tanıştığımıza memnun oldum.
2. Anlam: Buluşmak, görüşmek
Let's meet at the cafe. → Kafede buluşalım.
1. Anlam: Tanışmak, karşılaşmak
Nice to meet you. → Tanıştığımıza memnun oldum.
2. Anlam: Buluşmak, görüşmek
Let's meet at the cafe. → Kafede buluşalım.
46. INCLUDE (içermek, kapsamak)
1. Anlam: İçermek, dahil etmek
The price includes tax. → Fiyat vergiyi içeriyor.
2. Anlam: Katmak, ilave etmek
Include me in your plans. → Beni de planlarınıza dahil edin.
1. Anlam: İçermek, dahil etmek
The price includes tax. → Fiyat vergiyi içeriyor.
2. Anlam: Katmak, ilave etmek
Include me in your plans. → Beni de planlarınıza dahil edin.
47. CONTINUE (devam etmek, sürdürmek)
1. Anlam: Devam etmek, sürmek
The rain continues all day. → Yağmur bütün gün devam ediyor.
2. Anlam: Kaldığı yerden devam etmek
Continue reading, please. → Lütfen okumaya devam et.
1. Anlam: Devam etmek, sürmek
The rain continues all day. → Yağmur bütün gün devam ediyor.
2. Anlam: Kaldığı yerden devam etmek
Continue reading, please. → Lütfen okumaya devam et.
48. SET (koymak, ayarlamak)
1. Anlam: Koymak, yerleştirmek
Set the table for dinner. → Akşam yemeği için masayı hazırla.
2. Anlam: Ayarlamak, düzenlemek
Set your alarm for 7 a.m. → Alarmını sabah 7'ye ayarla.
1. Anlam: Koymak, yerleştirmek
Set the table for dinner. → Akşam yemeği için masayı hazırla.
2. Anlam: Ayarlamak, düzenlemek
Set your alarm for 7 a.m. → Alarmını sabah 7'ye ayarla.
49. LEARN (öğrenmek, ders almak)
1. Anlam: Öğrenmek, bilgi edinmek
I learn new words every day. → Her gün yeni kelimeler öğreniyorum.
2. Anlam: Ders almak, eğitim görmek
She learns piano from a teacher. → Bir öğretmenden piyano dersi alıyor.
1. Anlam: Öğrenmek, bilgi edinmek
I learn new words every day. → Her gün yeni kelimeler öğreniyorum.
2. Anlam: Ders almak, eğitim görmek
She learns piano from a teacher. → Bir öğretmenden piyano dersi alıyor.
50. CHANGE (değiştirmek, değişmek)
1. Anlam: Değiştirmek, farklı yapmak
Change your clothes. → Kıyafetlerini değiştir.
2. Anlam: Değişmek, dönüşmek
The weather changes quickly. → Hava hızla değişiyor.
1. Anlam: Değiştirmek, farklı yapmak
Change your clothes. → Kıyafetlerini değiştir.
2. Anlam: Değişmek, dönüşmek
The weather changes quickly. → Hava hızla değişiyor.
51. LEAD (yönetmek, önderlik etmek)
1. Anlam: Yönetmek, liderlik etmek
She leads the team well. → Takımı iyi yönetiyor.
2. Anlam: Götürmek, yönlendirmek
This road leads to the beach. → Bu yol plaja götürüyor.
1. Anlam: Yönetmek, liderlik etmek
She leads the team well. → Takımı iyi yönetiyor.
2. Anlam: Götürmek, yönlendirmek
This road leads to the beach. → Bu yol plaja götürüyor.
52. UNDERSTAND (anlamak, kavramak)
1. Anlam: Anlamak, idrak etmek
I understand the lesson. → Dersi anlıyorum.
2. Anlam: Anlayışla karşılamak
I understand your problem. → Probleminizi anlıyorum.
1. Anlam: Anlamak, idrak etmek
I understand the lesson. → Dersi anlıyorum.
2. Anlam: Anlayışla karşılamak
I understand your problem. → Probleminizi anlıyorum.
53. WATCH (izlemek, seyretmek)
1. Anlam: İzlemek, bakmak
I watch TV every evening. → Her akşam televizyon izlerim.
2. Anlam: Gözetlemek, dikkat etmek
Watch your step! → Adımına dikkat et!
1. Anlam: İzlemek, bakmak
I watch TV every evening. → Her akşam televizyon izlerim.
2. Anlam: Gözetlemek, dikkat etmek
Watch your step! → Adımına dikkat et!
54. FOLLOW (takip etmek, izlemek)
1. Anlam: Takip etmek, peşinden gitmek
Follow me, please. → Lütfen beni takip edin.
2. Anlam: Anlamak, kavramak
Do you follow what I'm saying? → Söylediklerimi anlıyor musun?
1. Anlam: Takip etmek, peşinden gitmek
Follow me, please. → Lütfen beni takip edin.
2. Anlam: Anlamak, kavramak
Do you follow what I'm saying? → Söylediklerimi anlıyor musun?
55. STOP (durmak, durdurmak)
1. Anlam: Durmak, hareketsiz kalmak
The bus stops here. → Otobüs burada duruyor.
2. Anlam: Bırakmak, son vermek
Stop talking! → Konuşmayı kes!
1. Anlam: Durmak, hareketsiz kalmak
The bus stops here. → Otobüs burada duruyor.
2. Anlam: Bırakmak, son vermek
Stop talking! → Konuşmayı kes!
56. CREATE (yaratmak, oluşturmak)
1. Anlam: Yaratmak, var etmek
Artists create beautiful things. → Sanatçılar güzel şeyler yaratır.
2. Anlam: Meydana getirmek, oluşturmak
This creates a problem. → Bu bir sorun yaratıyor.
1. Anlam: Yaratmak, var etmek
Artists create beautiful things. → Sanatçılar güzel şeyler yaratır.
2. Anlam: Meydana getirmek, oluşturmak
This creates a problem. → Bu bir sorun yaratıyor.
57. SPEAK (konuşmak, söylemek)
1. Anlam: Konuşmak, laf etmek
She speaks very fast. → Çok hızlı konuşuyor.
2. Anlam: Bir dil konuşmak
I speak English and Turkish. → İngilizce ve Türkçe konuşurum.
1. Anlam: Konuşmak, laf etmek
She speaks very fast. → Çok hızlı konuşuyor.
2. Anlam: Bir dil konuşmak
I speak English and Turkish. → İngilizce ve Türkçe konuşurum.
58. READ (okumak, anlamak)
1. Anlam: Okumak, yazıyı okumak
I read books before bed. → Yatmadan önce kitap okurum.
2. Anlam: Göstermek (ölçü aleti)
The thermometer reads 25°C. → Termometre 25°C gösteriyor.
1. Anlam: Okumak, yazıyı okumak
I read books before bed. → Yatmadan önce kitap okurum.
2. Anlam: Göstermek (ölçü aleti)
The thermometer reads 25°C. → Termometre 25°C gösteriyor.
59. SPEND (harcamak, geçirmek)
1. Anlam: Para harcamak
I spend money on books. → Kitaplara para harcarım.
2. Anlam: Vakit geçirmek
I spend time with my family. → Ailemle vakit geçiririm.
1. Anlam: Para harcamak
I spend money on books. → Kitaplara para harcarım.
2. Anlam: Vakit geçirmek
I spend time with my family. → Ailemle vakit geçiririm.
60. GROW (büyümek, yetiştirmek)
1. Anlam: Büyümek, gelişmek
Children grow fast. → Çocuklar hızlı büyür.
2. Anlam: Yetiştirmek, ekmek
We grow vegetables in our garden. → Bahçemizde sebze yetiştiriyoruz.
1. Anlam: Büyümek, gelişmek
Children grow fast. → Çocuklar hızlı büyür.
2. Anlam: Yetiştirmek, ekmek
We grow vegetables in our garden. → Bahçemizde sebze yetiştiriyoruz.
61. OPEN (açmak, açılmak)
1. Anlam: Açmak, aralık oluşturmak
Open the window, please. → Lütfen pencereyi aç.
2. Anlam: İşe başlamak, açılmak
The shop opens at 9 a.m. → Dükkan sabah 9'da açılıyor.
1. Anlam: Açmak, aralık oluşturmak
Open the window, please. → Lütfen pencereyi aç.
2. Anlam: İşe başlamak, açılmak
The shop opens at 9 a.m. → Dükkan sabah 9'da açılıyor.
62. WALK (yürümek, yaya gitmek)
1. Anlam: Yürümek, adım atmak
I walk to school every day. → Her gün okula yürüyerek giderim.
2. Anlam: Gezdirmek (hayvan)
He walks his dog daily. → Köpeğini her gün gezdiriyor.
1. Anlam: Yürümek, adım atmak
I walk to school every day. → Her gün okula yürüyerek giderim.
2. Anlam: Gezdirmek (hayvan)
He walks his dog daily. → Köpeğini her gün gezdiriyor.
63. WIN (kazanmak, galip gelmek)
1. Anlam: Kazanmak, birinci olmak
Our team won the match. → Takımımız maçı kazandı.
2. Anlam: Elde etmek, kazanmak
She won a prize. → Bir ödül kazandı.
1. Anlam: Kazanmak, birinci olmak
Our team won the match. → Takımımız maçı kazandı.
2. Anlam: Elde etmek, kazanmak
She won a prize. → Bir ödül kazandı.
64. TEACH (öğretmek, ders vermek)
1. Anlam: Öğretmek, eğitmek
My father teaches me math. → Babam bana matematik öğretiyor.
2. Anlam: Ders vermek, öğretmenlik yapmak
She teaches at a high school. → Bir lisede öğretmenlik yapıyor.
1. Anlam: Öğretmek, eğitmek
My father teaches me math. → Babam bana matematik öğretiyor.
2. Anlam: Ders vermek, öğretmenlik yapmak
She teaches at a high school. → Bir lisede öğretmenlik yapıyor.
65. OFFER (teklif etmek, sunmak)
1. Anlam: Teklif etmek, önermek
He offers to help us. → Bize yardım etmeyi teklif ediyor.
2. Anlam: Sunmak, ikram etmek
Can I offer you some tea? → Size biraz çay ikram edebilir miyim?
1. Anlam: Teklif etmek, önermek
He offers to help us. → Bize yardım etmeyi teklif ediyor.
2. Anlam: Sunmak, ikram etmek
Can I offer you some tea? → Size biraz çay ikram edebilir miyim?
66. REMEMBER (hatırlamak, anımsamak)
1. Anlam: Hatırlamak, akılda tutmak
I remember your name. → Adını hatırlıyorum.
2. Anlam: Unutmamak, hatırında tutmak
Remember to lock the door. → Kapıyı kilitlemeyi unutma.
1. Anlam: Hatırlamak, akılda tutmak
I remember your name. → Adını hatırlıyorum.
2. Anlam: Unutmamak, hatırında tutmak
Remember to lock the door. → Kapıyı kilitlemeyi unutma.
67. CONSIDER (düşünmek, saymak)
1. Anlam: Düşünmek, değerlendirmek
I consider your offer. → Teklifinizi düşünüyorum.
2. Anlam: Saymak, kabul etmek
I consider him my friend. → Onu arkadaşım sayarım.
1. Anlam: Düşünmek, değerlendirmek
I consider your offer. → Teklifinizi düşünüyorum.
2. Anlam: Saymak, kabul etmek
I consider him my friend. → Onu arkadaşım sayarım.
68. APPEAR (görünmek, ortaya çıkmak)
1. Anlam: Görünmek, gözükmek
She appears happy. → Mutlu görünüyor.
2. Anlam: Ortaya çıkmak, belirmek
A rainbow appears after rain. → Yağmurdan sonra gökkuşağı belirir.
1. Anlam: Görünmek, gözükmek
She appears happy. → Mutlu görünüyor.
2. Anlam: Ortaya çıkmak, belirmek
A rainbow appears after rain. → Yağmurdan sonra gökkuşağı belirir.
69. BUY (satın almak, almak)
1. Anlam: Satın almak, para vererek almak
I buy fresh bread daily. → Her gün taze ekmek alırım.
2. Anlam: İnanmak, kabul etmek (argo)
I don't buy that excuse. → O bahaneye inanmıyorum.
1. Anlam: Satın almak, para vererek almak
I buy fresh bread daily. → Her gün taze ekmek alırım.
2. Anlam: İnanmak, kabul etmek (argo)
I don't buy that excuse. → O bahaneye inanmıyorum.
70. WAIT (beklemek, durmak)
1. Anlam: Beklemek, bekleme halinde olmak
Wait for me here. → Beni burada bekle.
2. Anlam: Hizmet etmek, servis yapmak
She waits tables at a restaurant. → Restoranda garsonluk yapıyor.
1. Anlam: Beklemek, bekleme halinde olmak
Wait for me here. → Beni burada bekle.
2. Anlam: Hizmet etmek, servis yapmak
She waits tables at a restaurant. → Restoranda garsonluk yapıyor.
71. SERVE (hizmet etmek, servis yapmak)
1. Anlam: Hizmet etmek, yardım etmek
He serves his country. → Ülkesine hizmet ediyor.
2. Anlam: Servis yapmak, ikram etmek
They serve lunch at noon. → Öğle yemeğini öğlen servisi yapıyorlar.
1. Anlam: Hizmet etmek, yardım etmek
He serves his country. → Ülkesine hizmet ediyor.
2. Anlam: Servis yapmak, ikram etmek
They serve lunch at noon. → Öğle yemeğini öğlen servisi yapıyorlar.
72. DIE (ölmek, can vermek)
1. Anlam: Ölmek, hayatını kaybetmek
Plants die without water. → Bitkiler susuz ölür.
2. Anlam: Sönmek, bitmek
The fire dies slowly. → Ateş yavaşça sönüyor.
1. Anlam: Ölmek, hayatını kaybetmek
Plants die without water. → Bitkiler susuz ölür.
2. Anlam: Sönmek, bitmek
The fire dies slowly. → Ateş yavaşça sönüyor.
73. SEND (göndermek, yollamak)
1. Anlam: Göndermek, ulaştırmak
Send me a message. → Bana bir mesaj gönder.
2. Anlam: Yollamak, sevk etmek
Parents send children to school. → Ebeveynler çocukları okula yollar.
1. Anlam: Göndermek, ulaştırmak
Send me a message. → Bana bir mesaj gönder.
2. Anlam: Yollamak, sevk etmek
Parents send children to school. → Ebeveynler çocukları okula yollar.
74. EXPECT (beklemek, ummak)
1. Anlam: Beklemek, tahmin etmek
I expect good results. → İyi sonuçlar bekliyorum.
2. Anlam: Ummak, sanmak
I expect she will come. → Sanırım gelecek.
1. Anlam: Beklemek, tahmin etmek
I expect good results. → İyi sonuçlar bekliyorum.
2. Anlam: Ummak, sanmak
I expect she will come. → Sanırım gelecek.
75. BUILD (inşa etmek, yapmak)
1. Anlam: İnşa etmek, yapmak
They build a new bridge. → Yeni bir köprü inşa ediyorlar.
2. Anlam: Kurmak, oluşturmak
Build your confidence. → Özgüvenini oluştur.
1. Anlam: İnşa etmek, yapmak
They build a new bridge. → Yeni bir köprü inşa ediyorlar.
2. Anlam: Kurmak, oluşturmak
Build your confidence. → Özgüvenini oluştur.
76. STAY (kalmak, durmak)
1. Anlam: Kalmak, ikamet etmek
I stay at a hotel. → Bir otelde kalıyorum.
2. Anlam: Kalmak, devam etmek
Stay calm! → Sakin kal!
1. Anlam: Kalmak, ikamet etmek
I stay at a hotel. → Bir otelde kalıyorum.
2. Anlam: Kalmak, devam etmek
Stay calm! → Sakin kal!
77. FALL (düşmek, azalmak)
1. Anlam: Düşmek, yere düşmek
Be careful not to fall. → Düşmemeye dikkat et.
2. Anlam: Azalmak, inmek
Prices fall in winter. → Kışın fiyatlar düşer.
1. Anlam: Düşmek, yere düşmek
Be careful not to fall. → Düşmemeye dikkat et.
2. Anlam: Azalmak, inmek
Prices fall in winter. → Kışın fiyatlar düşer.
78. CUT (kesmek, azaltmak)
1. Anlam: Kesmek, dilimlemek
Cut the bread into slices. → Ekmeği dilimlere kes.
2. Anlam: Azaltmak, indirmek
We must cut our expenses. → Harcamalarımızı azaltmalıyız.
1. Anlam: Kesmek, dilimlemek
Cut the bread into slices. → Ekmeği dilimlere kes.
2. Anlam: Azaltmak, indirmek
We must cut our expenses. → Harcamalarımızı azaltmalıyız.
79. REACH (ulaşmak, erişmek)
1. Anlam: Ulaşmak, varmak
We reach the station at noon. → Öğlen istasyona ulaşıyoruz.
2. Anlam: Uzanmak, erişmek
I can't reach the top shelf. → Üst rafa uzanamıyorum.
1. Anlam: Ulaşmak, varmak
We reach the station at noon. → Öğlen istasyona ulaşıyoruz.
2. Anlam: Uzanmak, erişmek
I can't reach the top shelf. → Üst rafa uzanamıyorum.
80. KILL (öldürmek, bitirmek)
1. Anlam: Öldürmek, can almak
Pollution kills animals. → Kirlilik hayvanları öldürüyor.
2. Anlam: Geçirmek, öldürmek (zaman)
I read to kill time. → Zaman öldürmek için okuyorum.
1. Anlam: Öldürmek, can almak
Pollution kills animals. → Kirlilik hayvanları öldürüyor.
2. Anlam: Geçirmek, öldürmek (zaman)
I read to kill time. → Zaman öldürmek için okuyorum.
81. RAISE (kaldırmak, yetiştirmek)
1. Anlam: Kaldırmak, yükseltmek
Raise your hand to answer. → Cevap vermek için elini kaldır.
2. Anlam: Büyütmek, yetiştirmek
They raise three children. → Üç çocuk büyütüyorlar.
1. Anlam: Kaldırmak, yükseltmek
Raise your hand to answer. → Cevap vermek için elini kaldır.
2. Anlam: Büyütmek, yetiştirmek
They raise three children. → Üç çocuk büyütüyorlar.
82. PASS (geçmek, başarılı olmak)
1. Anlam: Geçmek, yanından geçmek
Cars pass quickly on this road. → Bu yolda arabalar hızla geçer.
2. Anlam: Başarılı olmak, geçmek (sınav)
She passed all her exams. → Bütün sınavlarını geçti.
1. Anlam: Geçmek, yanından geçmek
Cars pass quickly on this road. → Bu yolda arabalar hızla geçer.
2. Anlam: Başarılı olmak, geçmek (sınav)
She passed all her exams. → Bütün sınavlarını geçti.
83. SELL (satmak, pazarlamak)
1. Anlam: Satmak, para karşılığı vermek
They sell fresh fruit here. → Burada taze meyve satıyorlar.
2. Anlam: Satılmak, rağbet görmek
This book sells well. → Bu kitap iyi satıyor.
1. Anlam: Satmak, para karşılığı vermek
They sell fresh fruit here. → Burada taze meyve satıyorlar.
2. Anlam: Satılmak, rağbet görmek
This book sells well. → Bu kitap iyi satıyor.
84. DECIDE (karar vermek, karara varmak)
1. Anlam: Karar vermek, tercih etmek
I decide to study medicine. → Tıp okumaya karar verdim.
2.Anlam: Hükmetmek, karar vermek
The judge decides the case. → Hakim davaya karar veriyor.
1. Anlam: Karar vermek, tercih etmek
I decide to study medicine. → Tıp okumaya karar verdim.
2.Anlam: Hükmetmek, karar vermek
The judge decides the case. → Hakim davaya karar veriyor.
85. RETURN (dönmek, iade etmek)
1. Anlam: Dönmek, geri gelmek
I return home at 6 p.m. → Akşam 6'da eve dönüyorum.
2. Anlam: İade etmek, geri vermek
Please return my book. → Lütfen kitabımı iade et.
1. Anlam: Dönmek, geri gelmek
I return home at 6 p.m. → Akşam 6'da eve dönüyorum.
2. Anlam: İade etmek, geri vermek
Please return my book. → Lütfen kitabımı iade et.
86. EXPLAIN (açıklamak, izah etmek)
1. Anlam: Açıklamak, anlatmak
The teacher explains the rule. → Öğretmen kuralı açıklıyor.
2. Anlam: İzah etmek, sebep göstermek
Explain why you are late. → Neden geç kaldığını açıkla.
1. Anlam: Açıklamak, anlatmak
The teacher explains the rule. → Öğretmen kuralı açıklıyor.
2. Anlam: İzah etmek, sebep göstermek
Explain why you are late. → Neden geç kaldığını açıkla.
87. HOPE (ummak, umut etmek)
1. Anlam: Ummak, dilemek
I hope you feel better. → Umarım daha iyi hissedersin.
2. Anlam: Umut etmek, beklemek
We hope for good weather. → İyi hava için umut ediyoruz.
1. Anlam: Ummak, dilemek
I hope you feel better. → Umarım daha iyi hissedersin.
2. Anlam: Umut etmek, beklemek
We hope for good weather. → İyi hava için umut ediyoruz.
88. DEVELOP (geliştirmek, gelişmek)
1. Anlam: Geliştirmek, ilerletmek
We develop new skills. → Yeni beceriler geliştiriyoruz.
2. Anlam: Gelişmek, büyümek
The city develops rapidly. → Şehir hızla gelişiyor.
1. Anlam: Geliştirmek, ilerletmek
We develop new skills. → Yeni beceriler geliştiriyoruz.
2. Anlam: Gelişmek, büyümek
The city develops rapidly. → Şehir hızla gelişiyor.
89. CARRY (taşımak, götürmek)
1. Anlam: Taşımak, yük taşımak
I carry my bag to school. → Çantamı okula taşıyorum.
2. Anlam: Sürdürmek, devam ettirmek
Carry on with your work. → İşine devam et.
1. Anlam: Taşımak, yük taşımak
I carry my bag to school. → Çantamı okula taşıyorum.
2. Anlam: Sürdürmek, devam ettirmek
Carry on with your work. → İşine devam et.
90. BREAK (kırmak, bozmak)
1. Anlam: Kırmak, parçalamak
Don't break the glass. → Bardağı kırma.
2. Anlam: Bozmak, ihlal etmek
Never break your promise. → Asla sözünü bozma.
1. Anlam: Kırmak, parçalamak
Don't break the glass. → Bardağı kırma.
2. Anlam: Bozmak, ihlal etmek
Never break your promise. → Asla sözünü bozma.
91. RECEIVE (almak, kabul etmek)
1. Anlam: Almak, teslim almak
I receive a letter today. → Bugün bir mektup aldım.
2. Anlam: Kabul etmek, karşılamak
They receive guests warmly. → Misafirleri sıcak karşılıyorlar.
1. Anlam: Almak, teslim almak
I receive a letter today. → Bugün bir mektup aldım.
2. Anlam: Kabul etmek, karşılamak
They receive guests warmly. → Misafirleri sıcak karşılıyorlar.
92. AGREE (anlaşmak, katılmak)
1. Anlam: Katılmak, aynı fikirde olmak
I agree with your idea. → Fikrine katılıyorum.
2. Anlam: Anlaşmak, uzlaşmak
We agree on the plan. → Plan üzerinde anlaştık.
1. Anlam: Katılmak, aynı fikirde olmak
I agree with your idea. → Fikrine katılıyorum.
2. Anlam: Anlaşmak, uzlaşmak
We agree on the plan. → Plan üzerinde anlaştık.
93. SUPPORT (desteklemek, ayakta tutmak)
1. Anlam: Desteklemek, destek olmak
I support my team always. → Takımımı her zaman desteklerim.
2. Anlam: Tutmak, taşımak
These columns support the roof. → Bu sütunlar çatıyı taşıyor.
1. Anlam: Desteklemek, destek olmak
I support my team always. → Takımımı her zaman desteklerim.
2. Anlam: Tutmak, taşımak
These columns support the roof. → Bu sütunlar çatıyı taşıyor.
94. DESCRIBE (tanımlamak, betimlemek)
1. Anlam: Tanımlamak, tarif etmek
Describe your house. → Evini tarif et.
2. Anlam: Betimlemek, anlatmak
She describes the scene well. → Sahneyi iyi betimliyor.
1. Anlam: Tanımlamak, tarif etmek
Describe your house. → Evini tarif et.
2. Anlam: Betimlemek, anlatmak
She describes the scene well. → Sahneyi iyi betimliyor.
95. PULL (çekmek, sürüklemek)
1. Anlam: Çekmek, kendine doğru çekmek
Pull the door to open it. → Açmak için kapıyı çek.
2. Anlam: Sökmek, çıkarmak
The dentist pulls my tooth. → Diş hekimi dişimi çekiyor.
1. Anlam: Çekmek, kendine doğru çekmek
Pull the door to open it. → Açmak için kapıyı çek.
2. Anlam: Sökmek, çıkarmak
The dentist pulls my tooth. → Diş hekimi dişimi çekiyor.
96. SUGGEST (önermek, teklif etmek)
1. Anlam: Önermek, tavsiye etmek
I suggest a different plan. → Farklı bir plan öneriyorum.
2. Anlam: İma etmek, sezdirmek
His smile suggests happiness. → Gülümsemesi mutluluk sezdiriyor.
1. Anlam: Önermek, tavsiye etmek
I suggest a different plan. → Farklı bir plan öneriyorum.
2. Anlam: İma etmek, sezdirmek
His smile suggests happiness. → Gülümsemesi mutluluk sezdiriyor.
97. REQUIRE (gerektirmek, istemek)
1. Anlam: Gerektirmek, ihtiyaç duymak
This job requires patience. → Bu iş sabır gerektiriyor.
2. Anlam: İstemek, talep etmek
The law requires safety belts. → Kanun emniyet kemeri istiyor.
1. Anlam: Gerektirmek, ihtiyaç duymak
This job requires patience. → Bu iş sabır gerektiriyor.
2. Anlam: İstemek, talep etmek
The law requires safety belts. → Kanun emniyet kemeri istiyor.
98. ALLOW (izin vermek, müsaade etmek)
1. Anlam: İzin vermek, bırakmak
My parents allow me to go. → Ailem gitmeme izin veriyor.
2. Anlam: Olanak sağlamak, imkan vermek
Time allows us to rest. → Zaman bize dinlenme imkanı veriyor.
1. Anlam: İzin vermek, bırakmak
My parents allow me to go. → Ailem gitmeme izin veriyor.
2. Anlam: Olanak sağlamak, imkan vermek
Time allows us to rest. → Zaman bize dinlenme imkanı veriyor.
99. REMAIN (kalmak, devam etmek)
1. Anlam: Kalmak, bulunmak
I remain at home today. → Bugün evde kalıyorum.
2. Anlam: Devam etmek, sürmek
The problem remains unsolved. → Sorun çözülmemiş olarak devam ediyor.
1. Anlam: Kalmak, bulunmak
I remain at home today. → Bugün evde kalıyorum.
2. Anlam: Devam etmek, sürmek
The problem remains unsolved. → Sorun çözülmemiş olarak devam ediyor.
100. PRODUCE (üretmek, meydana getirmek)
1. Anlam: Üretmek, imal etmek
Factories produce cars. → Fabrikalar araba üretir.
2. Anlam: Ortaya çıkarmak, göstermek
Please produce your ticket. → Lütfen biletinizi gösterin.
1. Anlam: Üretmek, imal etmek
Factories produce cars. → Fabrikalar araba üretir.
2. Anlam: Ortaya çıkarmak, göstermek
Please produce your ticket. → Lütfen biletinizi gösterin.
101. LOVE (sevmek, aşık olmak)
1. Anlam: Sevmek, hoşlanmak
I love chocolate. → Çikolatayı severim.
2. Anlam: Çok sevmek, bayılmak
She loves dancing. → Dans etmeye bayılıyor.
1. Anlam: Sevmek, hoşlanmak
I love chocolate. → Çikolatayı severim.
2. Anlam: Çok sevmek, bayılmak
She loves dancing. → Dans etmeye bayılıyor.
102. ENJOY (hoşlanmak, eğlenmek)
1. Anlam: Hoşlanmak, keyif almak
I enjoy reading books. → Kitap okumaktan hoşlanırım.
2. Anlam: Sahip olmak, faydalanmak
He enjoys good health. → İyi bir sağlığa sahip.
1. Anlam: Hoşlanmak, keyif almak
I enjoy reading books. → Kitap okumaktan hoşlanırım.
2. Anlam: Sahip olmak, faydalanmak
He enjoys good health. → İyi bir sağlığa sahip.
103. HELP (yardım etmek, faydalı olmak)
1. Anlam: Yardım etmek, destek olmak
Can you help me? → Bana yardım edebilir misin?
2. Anlam: Engellemek, önlemek (olumsuz cümlelerde)
I can't help laughing. → Gülmekten kendimi alamıyorum.
1. Anlam: Yardım etmek, destek olmak
Can you help me? → Bana yardım edebilir misin?
2. Anlam: Engellemek, önlemek (olumsuz cümlelerde)
I can't help laughing. → Gülmekten kendimi alamıyorum.
104. CARE (önemsemek, bakmak)
1. Anlam: Önemsemek, umursamak
I don't care about money. → Parayı umursamıyorum.
2. Anlam: Bakmak, ilgilenmek
She cares for her mother. → Annesine bakıyor.
1. Anlam: Önemsemek, umursamak
I don't care about money. → Parayı umursamıyorum.
2. Anlam: Bakmak, ilgilenmek
She cares for her mother. → Annesine bakıyor.
105. TURN (dönmek, çevirmek)
1. Anlam: Dönmek, yön değiştirmek
Turn left at the corner. → Köşede sola dön.
2. Anlam: Olmak, haline gelmek
The weather turns cold. → Hava soğuyor.
1. Anlam: Dönmek, yön değiştirmek
Turn left at the corner. → Köşede sola dön.
2. Anlam: Olmak, haline gelmek
The weather turns cold. → Hava soğuyor.
106. START (başlamak, başlatmak)
1. Anlam: Başlamak, işe koyulmak
School starts in September. → Okul Eylül'de başlar.
2. Anlam: Kurmak, açmak
She starts her own business. → Kendi işini kuruyor.
1. Anlam: Başlamak, işe koyulmak
School starts in September. → Okul Eylül'de başlar.
2. Anlam: Kurmak, açmak
She starts her own business. → Kendi işini kuruyor.
107. HOLD (tutmak, düzenlemek)
1. Anlam: Tutmak, kavramak
Hold my hand. → Elimi tut.
2. Anlam: Düzenlemek, tertip etmek
We hold a meeting tomorrow. → Yarın toplantı düzenliyoruz.
1. Anlam: Tutmak, kavramak
Hold my hand. → Elimi tut.
2. Anlam: Düzenlemek, tertip etmek
We hold a meeting tomorrow. → Yarın toplantı düzenliyoruz.
108. PICK (seçmek, toplamak)
1. Anlam: Seçmek, ayırmak
Pick a card. → Bir kart seç.
2. Anlam: Toplamak, devşirmek
We pick apples in autumn. → Sonbaharda elma toplarız.
1. Anlam: Seçmek, ayırmak
Pick a card. → Bir kart seç.
2. Anlam: Toplamak, devşirmek
We pick apples in autumn. → Sonbaharda elma toplarız.
109. WEAR (giymek, üzerinde olmak)
1. Anlam: Giymek, giyinmek
She wears a blue dress. → Mavi bir elbise giyiyor.
2. Anlam: Takmak, üzerinde bulundurmak
He wears glasses. → Gözlük takıyor.
1. Anlam: Giymek, giyinmek
She wears a blue dress. → Mavi bir elbise giyiyor.
2. Anlam: Takmak, üzerinde bulundurmak
He wears glasses. → Gözlük takıyor.
110. CATCH (yakalamak, tutmak)
1. Anlam: Yakalamak, tutmak
Catch the ball! → Topu yakala!
2. Anlam: Yetişmek, binmek
I catch the 8 o'clock bus. → Saat 8 otobüsüne yetişiyorum.
1. Anlam: Yakalamak, tutmak
Catch the ball! → Topu yakala!
2. Anlam: Yetişmek, binmek
I catch the 8 o'clock bus. → Saat 8 otobüsüne yetişiyorum.
111. DRAW (çizmek, çekmek)
1. Anlam: Çizmek, resim yapmak
I draw a picture. → Bir resim çiziyorum.
2. Anlam: Çekmek, çekip almak
Draw the curtains, please. → Lütfen perdeleri çek.
1. Anlam: Çizmek, resim yapmak
I draw a picture. → Bir resim çiziyorum.
2. Anlam: Çekmek, çekip almak
Draw the curtains, please. → Lütfen perdeleri çek.
112. CHOOSE (seçmek, tercih etmek)
1. Anlam: Seçmek, karar vermek
Choose the red one. → Kırmızı olanı seç.
2. Anlam: İstemek, yeğlemek
I choose to stay home. → Evde kalmayı tercih ediyorum.
1. Anlam: Seçmek, karar vermek
Choose the red one. → Kırmızı olanı seç.
2. Anlam: İstemek, yeğlemek
I choose to stay home. → Evde kalmayı tercih ediyorum.
113. ADD (eklemek, toplamak)
1. Anlam: Eklemek, ilave etmek
Add sugar to your tea. → Çayına şeker ekle.
2. Anlam: Toplamak (matematik)
Add these numbers. → Bu sayıları topla.
1. Anlam: Eklemek, ilave etmek
Add sugar to your tea. → Çayına şeker ekle.
2. Anlam: Toplamak (matematik)
Add these numbers. → Bu sayıları topla.
114. FACE (yüzleşmek, karşı karşıya gelmek)
1. Anlam: Yüzleşmek, karşılaşmak
We face many problems. → Birçok sorunla karşılaşıyoruz.
2. Anlam: Bakmak, dönük olmak
The house faces south. → Ev güneye bakıyor.
1. Anlam: Yüzleşmek, karşılaşmak
We face many problems. → Birçok sorunla karşılaşıyoruz.
2. Anlam: Bakmak, dönük olmak
The house faces south. → Ev güneye bakıyor.
115. DRIVE (sürmek, götürmek)
1. Anlam: Araba kullanmak, sürmek
I drive to work daily. → Her gün işe araba kullanarak giderim.
2. Anlam: Zorunlu kılmak, itmek
Hunger drives people to steal. → Açlık insanları çalmaya iter.
1. Anlam: Araba kullanmak, sürmek
I drive to work daily. → Her gün işe araba kullanarak giderim.
2. Anlam: Zorunlu kılmak, itmek
Hunger drives people to steal. → Açlık insanları çalmaya iter.
116. WISH (dilemek, istemek)
1. Anlam: Dilemek, temenni etmek
I wish you good luck. → Sana iyi şanslar dilerim.
2. Anlam: İstemek, arzu etmek
I wish I could fly. → Keşke uçabilsem.
1. Anlam: Dilemek, temenni etmek
I wish you good luck. → Sana iyi şanslar dilerim.
2. Anlam: İstemek, arzu etmek
I wish I could fly. → Keşke uçabilsem.
117. WIN (kazanmak, elde etmek)
1. Anlam: Kazanmak, galip gelmek
We win the competition. → Yarışmayı kazanıyoruz.
2. Anlam: Elde etmek, kazanmak
He wins her heart. → Onun kalbini kazanıyor.
1. Anlam: Kazanmak, galip gelmek
We win the competition. → Yarışmayı kazanıyoruz.
2. Anlam: Elde etmek, kazanmak
He wins her heart. → Onun kalbini kazanıyor.
118. REPRESENT (temsil etmek, göstermek)
1. Anlam: Temsil etmek, adına hareket etmek
He represents our school. → Okulumuzu temsil ediyor.
2. Anlam: Simgelemek, anlamına gelmek
Red represents danger. → Kırmızı tehlikeyi simgeler.
1. Anlam: Temsil etmek, adına hareket etmek
He represents our school. → Okulumuzu temsil ediyor.
2. Anlam: Simgelemek, anlamına gelmek
Red represents danger. → Kırmızı tehlikeyi simgeler.
119. ACCEPT (kabul etmek, almak)
1. Anlam: Kabul etmek, onaylamak
I accept your apology. → Özrünü kabul ediyorum.
2. Anlam: Razı olmak, göze almak
She accepts the challenge. → Meydan okumayı kabul ediyor.
1. Anlam: Kabul etmek, onaylamak
I accept your apology. → Özrünü kabul ediyorum.
2. Anlam: Razı olmak, göze almak
She accepts the challenge. → Meydan okumayı kabul ediyor.
120. IMAGINE (hayal etmek, düşünmek)
1. Anlam: Hayal etmek, kafada canlandırmak
Imagine a beautiful beach. → Güzel bir sahil hayal et.
2. Anlam: Sanmak, zannetmek
I imagine he is busy. → Sanırım meşgul.
1. Anlam: Hayal etmek, kafada canlandırmak
Imagine a beautiful beach. → Güzel bir sahil hayal et.
2. Anlam: Sanmak, zannetmek
I imagine he is busy. → Sanırım meşgul.
121. FORGET (unutmak, ihmal etmek)
1. Anlam: Unutmak, hatırlamamak
I forget his name. → Adını unutuyorum.
2. Anlam: Bırakmak, bir yerde unutmak
I forget my keys at home. → Anahtarlarımı evde unutuyorum.
1. Anlam: Unutmak, hatırlamamak
I forget his name. → Adını unutuyorum.
2. Anlam: Bırakmak, bir yerde unutmak
I forget my keys at home. → Anahtarlarımı evde unutuyorum.
122. PREPARE (hazırlamak, hazırlanmak)
1. Anlam: Hazırlamak, düzenlemek
I prepare dinner for my family. → Ailem için akşam yemeği hazırlıyorum.
2. Anlam: Hazırlanmak, hazırlık yapmak
We prepare for the exam. → Sınava hazırlanıyoruz.
1. Anlam: Hazırlamak, düzenlemek
I prepare dinner for my family. → Ailem için akşam yemeği hazırlıyorum.
2. Anlam: Hazırlanmak, hazırlık yapmak
We prepare for the exam. → Sınava hazırlanıyoruz.
123. COVER (kaplamak, örtmek)
1. Anlam: Kaplamak, örtmek
Cover the table with a cloth. → Masayı bir örtüyle ört.
2. Anlam: Kapsamak, içermek
This book covers many topics. → Bu kitap birçok konuyu kapsıyor.
1. Anlam: Kaplamak, örtmek
Cover the table with a cloth. → Masayı bir örtüyle ört.
2. Anlam: Kapsamak, içermek
This book covers many topics. → Bu kitap birçok konuyu kapsıyor.
124. VISIT (ziyaret etmek, görmeye gitmek)
1. Anlam: Ziyaret etmek, görmeye gitmek
I visit my grandparents weekly. → Büyükannem ve büyükbabamı haftalık ziyaret ederim.
2. Anlam: Gezip görmek, seyahat etmek
We visit Paris next summer. → Gelecek yaz Paris'i geziyoruz.
1. Anlam: Ziyaret etmek, görmeye gitmek
I visit my grandparents weekly. → Büyükannem ve büyükbabamı haftalık ziyaret ederim.
2. Anlam: Gezip görmek, seyahat etmek
We visit Paris next summer. → Gelecek yaz Paris'i geziyoruz.
125. DISCUSS (tartışmak, görüşmek)
1. Anlam: Tartışmak, müzakere etmek
Let's discuss this problem. → Bu sorunu tartışalım.
2. Anlam: Konuşmak, söz etmek
We discuss our plans. → Planlarımızı konuşuyoruz.
1. Anlam: Tartışmak, müzakere etmek
Let's discuss this problem. → Bu sorunu tartışalım.
2. Anlam: Konuşmak, söz etmek
We discuss our plans. → Planlarımızı konuşuyoruz.
126. CLAIM (iddia etmek, talep etmek)
1. Anlam: İddia etmek, öne sürmek
He claims to be innocent. → Masum olduğunu iddia ediyor.
2. Anlam: Talep etmek, hak iddia etmek
You can claim your prize now. → Ödülünü şimdi talep edebilirsin.
1. Anlam: İddia etmek, öne sürmek
He claims to be innocent. → Masum olduğunu iddia ediyor.
2. Anlam: Talep etmek, hak iddia etmek
You can claim your prize now. → Ödülünü şimdi talep edebilirsin.
127. THANK (teşekkür etmek, şükretmek)
1. Anlam: Teşekkür etmek, minnettarlık göstermek
I thank you for your help. → Yardımın için teşekkür ederim.
2. Anlam: Şükretmek, minnettar olmak
We thank God for our health. → Sağlığımız için Allah'a şükrediyoruz.
1. Anlam: Teşekkür etmek, minnettarlık göstermek
I thank you for your help. → Yardımın için teşekkür ederim.
2. Anlam: Şükretmek, minnettar olmak
We thank God for our health. → Sağlığımız için Allah'a şükrediyoruz.
128. DISCOVER (keşfetmek, öğrenmek)
1. Anlam: Keşfetmek, bulmak
Columbus discovers America. → Kolomb Amerika'yı keşfeder.
2. Anlam: Fark etmek, anlamak
I discover my mistake. → Hatamı fark ediyorum.
1. Anlam: Keşfetmek, bulmak
Columbus discovers America. → Kolomb Amerika'yı keşfeder.
2. Anlam: Fark etmek, anlamak
I discover my mistake. → Hatamı fark ediyorum.
129. TRAVEL (seyahat etmek, yolculuk yapmak)
1. Anlam: Seyahat etmek, yolculuk yapmak
I love to travel abroad. → Yurtdışına seyahat etmeyi severim.
2. Anlam: Gitmek, kat etmek
Light travels fast. → Işık hızlı gider.
1. Anlam: Seyahat etmek, yolculuk yapmak
I love to travel abroad. → Yurtdışına seyahat etmeyi severim.
2. Anlam: Gitmek, kat etmek
Light travels fast. → Işık hızlı gider.
130. ENTER (girmek, içeri girmek)
1. Anlam: Girmek, içeri adım atmak
Please enter the room. → Lütfen odaya girin.
2. Anlam: Kaydolmak, katılmak
She enters the competition. → Yarışmaya katılıyor.
1. Anlam: Girmek, içeri adım atmak
Please enter the room. → Lütfen odaya girin.
2. Anlam: Kaydolmak, katılmak
She enters the competition. → Yarışmaya katılıyor.
131. ANSWER (cevap vermek, yanıtlamak)
1. Anlam: Cevap vermek, karşılık vermek
Answer my question, please. → Lütfen sorumu cevapla.
2. Anlam: Açmak (telefon, kapı)
Can you answer the door? → Kapıyı açabilir misin?
1. Anlam: Cevap vermek, karşılık vermek
Answer my question, please. → Lütfen sorumu cevapla.
2. Anlam: Açmak (telefon, kapı)
Can you answer the door? → Kapıyı açabilir misin?
132. WARN (uyarmak, ikaz etmek)
1. Anlam: Uyarmak, dikkat çekmek
I warn you about the danger. → Seni tehlike hakkında uyarıyorum.
2. Anlam: İhtar etmek, bildirmek
The teacher warns the students. → Öğretmen öğrencileri uyarıyor.
1. Anlam: Uyarmak, dikkat çekmek
I warn you about the danger. → Seni tehlike hakkında uyarıyorum.
2. Anlam: İhtar etmek, bildirmek
The teacher warns the students. → Öğretmen öğrencileri uyarıyor.
133. LAUGH (gülmek, kahkaha atmak)
1. Anlam: Gülmek, gülme sesi çıkarmak
The joke makes me laugh. → Şaka beni güldürüyor.
2. Anlam: Eğlenmek, alay etmek
Don't laugh at others. → Başkalarıyla alay etme.
1. Anlam: Gülmek, gülme sesi çıkarmak
The joke makes me laugh. → Şaka beni güldürüyor.
2. Anlam: Eğlenmek, alay etmek
Don't laugh at others. → Başkalarıyla alay etme.
134. CRY (ağlamak, bağırmak)
1. Anlam: Ağlamak, gözyaşı dökmek
The baby cries loudly. → Bebek yüksek sesle ağlıyor.
2. Anlam: Bağırmak, haykırmak
He cries for help. → Yardım için bağırıyor.
1. Anlam: Ağlamak, gözyaşı dökmek
The baby cries loudly. → Bebek yüksek sesle ağlıyor.
2. Anlam: Bağırmak, haykırmak
He cries for help. → Yardım için bağırıyor.
135. PUSH (itmek, bastırmak)
1. Anlam: İtmek, itmekle hareket ettirmek
Push the door to open. → Açmak için kapıyı it.
2. Anlam: Zorlamak, baskı yapmak
Don't push yourself too hard. → Kendini çok zorlama.
1. Anlam: İtmek, itmekle hareket ettirmek
Push the door to open. → Açmak için kapıyı it.
2. Anlam: Zorlamak, baskı yapmak
Don't push yourself too hard. → Kendini çok zorlama.
136. NOTICE (fark etmek, dikkat etmek)
1. Anlam: Fark etmek, görmek
Did you notice her new haircut? → Yeni saç kesimini fark ettin mi?
2. Anlam: Dikkat etmek, bakmak
Notice the sign on the wall. → Duvardaki tabelaya dikkat et.
1. Anlam: Fark etmek, görmek
Did you notice her new haircut? → Yeni saç kesimini fark ettin mi?
2. Anlam: Dikkat etmek, bakmak
Notice the sign on the wall. → Duvardaki tabelaya dikkat et.
137. HANG (asmak, sarkıtmak)
1. Anlam: Asmak, asmakla yerleştirmek
Hang your coat here. → Paltonu buraya as.
2. Anlam: Sallanmak, sarkmak
The picture hangs on the wall. → Resim duvarda asılı duruyor.
1. Anlam: Asmak, asmakla yerleştirmek
Hang your coat here. → Paltonu buraya as.
2. Anlam: Sallanmak, sarkmak
The picture hangs on the wall. → Resim duvarda asılı duruyor.
138. ATTEND (katılmak, devam etmek)
1. Anlam: Katılmak, hazır bulunmak
I attend the meeting. → Toplantıya katılıyorum.
2. Anlam: Devam etmek, gitmek
She attends school regularly. → Okula düzenli devam ediyor.
1. Anlam: Katılmak, hazır bulunmak
I attend the meeting. → Toplantıya katılıyorum.
2. Anlam: Devam etmek, gitmek
She attends school regularly. → Okula düzenli devam ediyor.
139. FINISH (bitirmek, tamamlamak)
1. Anlam: Bitirmek, son vermek
Finish your homework. → Ödevini bitir.
2. Anlam: Bitmek, sona ermek
The movie finishes at 10 p.m. → Film akşam 10'da bitiyor.
1. Anlam: Bitirmek, son vermek
Finish your homework. → Ödevini bitir.
2. Anlam: Bitmek, sona ermek
The movie finishes at 10 p.m. → Film akşam 10'da bitiyor.
140. CLOSE (kapatmak, kapanmak)
1. Anlam: Kapatmak, örtmek
Close the window, please. → Lütfen pencereyi kapat.
2. Anlam: Kapanmak, işi bitirmek
The shop closes at 8 p.m. → Dükkan akşam 8'de kapanıyor.
1. Anlam: Kapatmak, örtmek
Close the window, please. → Lütfen pencereyi kapat.
2. Anlam: Kapanmak, işi bitirmek
The shop closes at 8 p.m. → Dükkan akşam 8'de kapanıyor.
141. JOIN (katılmak, birleşmek)
1. Anlam: Katılmak, dahil olmak
Join our team! → Takımımıza katıl!
2. Anlam: Birleşmek, birleştirmek
These two roads join here. → Bu iki yol burada birleşiyor.
1. Anlam: Katılmak, dahil olmak
Join our team! → Takımımıza katıl!
2. Anlam: Birleşmek, birleştirmek
These two roads join here. → Bu iki yol burada birleşiyor.
142. SHARE (paylaşmak, ortak kullanmak)
1. Anlam: Paylaşmak, bölüşmek
Share your toys with others. → Oyuncaklarını başkalarıyla paylaş.
2. Anlam: Ortak olmak, birlikte kullanmak
We share the same room. → Aynı odayı paylaşıyoruz.
1. Anlam: Paylaşmak, bölüşmek
Share your toys with others. → Oyuncaklarını başkalarıyla paylaş.
2. Anlam: Ortak olmak, birlikte kullanmak
We share the same room. → Aynı odayı paylaşıyoruz.
143. SOLVE (çözmek, halletmek)
1. Anlam: Çözmek, sonuca ulaştırmak
Can you solve this puzzle? → Bu bulmacayı çözebilir misin?
2. Anlam: Halletmek, çözüm bulmak
We solve the problem together. → Sorunu birlikte çözüyoruz.
1. Anlam: Çözmek, sonuca ulaştırmak
Can you solve this puzzle? → Bu bulmacayı çözebilir misin?
2. Anlam: Halletmek, çözüm bulmak
We solve the problem together. → Sorunu birlikte çözüyoruz.
144. ARGUE (tartışmak, münakaşa etmek)
1. Anlam: Tartışmak, kavga etmek
Don't argue with your parents. → Anne babanla tartışma.
2. Anlam: İddia etmek, savunmak
He argues his point strongly. → Fikrini güçlü şekilde savunuyor.
1. Anlam: Tartışmak, kavga etmek
Don't argue with your parents. → Anne babanla tartışma.
2. Anlam: İddia etmek, savunmak
He argues his point strongly. → Fikrini güçlü şekilde savunuyor.
145. PROMISE (söz vermek, vaat etmek)
1. Anlam: Söz vermek, taahhüt etmek
I promise to help you. → Sana yardım edeceğime söz veriyorum.
2. Anlam: Umut vaat etmek
This plan promises success. → Bu plan başarı vaat ediyor.
1. Anlam: Söz vermek, taahhüt etmek
I promise to help you. → Sana yardım edeceğime söz veriyorum.
2. Anlam: Umut vaat etmek
This plan promises success. → Bu plan başarı vaat ediyor.
146. FAIL (başarısız olmak, yetersiz kalmak)
1. Anlam: Başarısız olmak, sınavda kalmak
I don't want to fail the exam. → Sınavda kalmak istemiyorum.
2. Anlam: Yetersiz kalmak, yapamamak
He fails to understand. → Anlamakta yetersiz kalıyor.
1. Anlam: Başarısız olmak, sınavda kalmak
I don't want to fail the exam. → Sınavda kalmak istemiyorum.
2. Anlam: Yetersiz kalmak, yapamamak
He fails to understand. → Anlamakta yetersiz kalıyor.
147. BELONG (ait olmak, ilgili olmak)
1. Anlam: Ait olmak, malı olmak
This book belongs to me. → Bu kitap bana ait.
2. Anlam: Üyesi olmak, dahil olmak
I belong to a sports club. → Bir spor kulübüne üyeyim.
1. Anlam: Ait olmak, malı olmak
This book belongs to me. → Bu kitap bana ait.
2. Anlam: Üyesi olmak, dahil olmak
I belong to a sports club. → Bir spor kulübüne üyeyim.
148. IMPROVE (geliştirmek, iyileştirmek)
1. Anlam: Geliştirmek, daha iyi hale getirmek
Practice improves your skills. → Pratik becerilerini geliştirir.
2. Anlam: İyileşmek, ilerlemek
Her health improves quickly. → Sağlığı hızla iyileşiyor.
1. Anlam: Geliştirmek, daha iyi hale getirmek
Practice improves your skills. → Pratik becerilerini geliştirir.
2. Anlam: İyileşmek, ilerlemek
Her health improves quickly. → Sağlığı hızla iyileşiyor.
149. REPEAT (tekrarlamak, yinelemek)
1. Anlam: Tekrarlamak, yeniden söylemek
Please repeat your name. → Lütfen adınızı tekrarlayın.
2. Anlam: Yinelemek, tekrar yapmak
History repeats itself. → Tarih tekerrür eder.
1. Anlam: Tekrarlamak, yeniden söylemek
Please repeat your name. → Lütfen adınızı tekrarlayın.
2. Anlam: Yinelemek, tekrar yapmak
History repeats itself. → Tarih tekerrür eder.
150. AVOID (kaçınmak, sakınmak)
1. Anlam: Kaçınmak, uzak durmak
Avoid junk food. → Abur cuburdan kaçın.
2. Anlam: Sakınmak, önlemek
Avoid making mistakes. → Hata yapmaktan sakın.
1. Anlam: Kaçınmak, uzak durmak
Avoid junk food. → Abur cuburdan kaçın.
2. Anlam: Sakınmak, önlemek
Avoid making mistakes. → Hata yapmaktan sakın.
151. COMPARE (karşılaştırmak, kıyaslamak)
1. Anlam: Karşılaştırmak, mukayese etmek
Compare these two products. → Bu iki ürünü karşılaştır.
2. Anlam: Benzetmek, eşitlemek
Don't compare yourself to others. → Kendini başkalarıyla kıyaslama.
1. Anlam: Karşılaştırmak, mukayese etmek
Compare these two products. → Bu iki ürünü karşılaştır.
2. Anlam: Benzetmek, eşitlemek
Don't compare yourself to others. → Kendini başkalarıyla kıyaslama.
152. RECOGNIZE (tanımak, kabul etmek)
1. Anlam: Tanımak, kim olduğunu anlamak
I recognize your voice. → Sesini tanıyorum.
2. Anlam: Kabul etmek, fark etmek
They recognize their mistake. → Hatalarını kabul ediyorlar.
1. Anlam: Tanımak, kim olduğunu anlamak
I recognize your voice. → Sesini tanıyorum.
2. Anlam: Kabul etmek, fark etmek
They recognize their mistake. → Hatalarını kabul ediyorlar.
153. COMPLAIN (şikayet etmek, yakınmak)
1. Anlam: Şikayet etmek, şikayette bulunmak
She complains about the noise. → Gürültüden şikayet ediyor.
2. Anlam: Yakınmak, sızlanmak
Don't complain all the time. → Her zaman yakınma.
1. Anlam: Şikayet etmek, şikayette bulunmak
She complains about the noise. → Gürültüden şikayet ediyor.
2. Anlam: Yakınmak, sızlanmak
Don't complain all the time. → Her zaman yakınma.
154. INVITE (davet etmek, çağırmak)
1. Anlam: Davet etmek, misafir çağırmak
*I invite you to my party.* → Seni partıme davet ediyorum.
2. Anlam: Neden olmak, çağrıştırmak
Your behavior invites trouble. → Davranışın başını belaya sokacak.
1. Anlam: Davet etmek, misafir çağırmak
*I invite you to my party.* → Seni partıme davet ediyorum.
2. Anlam: Neden olmak, çağrıştırmak
Your behavior invites trouble. → Davranışın başını belaya sokacak.
155. COOK (pişirmek, yemek yapmak)
1. Anlam: Pişirmek, ocakta hazırlamak
I cook pasta for dinner. → Akşam yemeği için makarna pişiriyorum.
2. Anlam: Yemek yapmak
My mother cooks very well. → Annem çok iyi yemek yapar.
1. Anlam: Pişirmek, ocakta hazırlamak
I cook pasta for dinner. → Akşam yemeği için makarna pişiriyorum.
2. Anlam: Yemek yapmak
My mother cooks very well. → Annem çok iyi yemek yapar.
156. CLEAN (temizlemek, temiz yapmak)
1. Anlam: Temizlemek, kirini çıkarmak
Clean your room, please. → Lütfen odanı temizle.
2. Anlam: Süpürmek, silmek
She cleans the floor daily. → Her gün yeri siliyor.
1. Anlam: Temizlemek, kirini çıkarmak
Clean your room, please. → Lütfen odanı temizle.
2. Anlam: Süpürmek, silmek
She cleans the floor daily. → Her gün yeri siliyor.
157. BORROW (ödünç almak, borç almak)
1. Anlam: Ödünç almak, ödünç istemek
Can I borrow your pen? → Kalemini ödünç alabilir miyim?
2. Anlam: Borç almak, ödünç para almak
He borrows money from the bank. → Bankadan borç para alıyor.
1. Anlam: Ödünç almak, ödünç istemek
Can I borrow your pen? → Kalemini ödünç alabilir miyim?
2. Anlam: Borç almak, ödünç para almak
He borrows money from the bank. → Bankadan borç para alıyor.
158. LEND (ödünç vermek, borç vermek)
1. Anlam: Ödünç vermek
I lend my book to John. → Kitabımı John'a ödünç veriyorum.
2. Anlam: Borç para vermek
Banks lend money to customers. → Bankalar müşterilere borç para verir.
1. Anlam: Ödünç vermek
I lend my book to John. → Kitabımı John'a ödünç veriyorum.
2. Anlam: Borç para vermek
Banks lend money to customers. → Bankalar müşterilere borç para verir.
159. PROTECT (korumak, savunmak)
1. Anlam: Korumak, muhafaza etmek
Parents protect their children. → Ebeveynler çocuklarını korur.
2. Anlam: Savunmak, himaye etmek
This cream protects your skin. → Bu krem cildinizi korur.
1. Anlam: Korumak, muhafaza etmek
Parents protect their children. → Ebeveynler çocuklarını korur.
2. Anlam: Savunmak, himaye etmek
This cream protects your skin. → Bu krem cildinizi korur.
160. HIDE (saklamak, gizlemek)
1. Anlam: Saklamak, gizli tutmak
Hide the gift from her. → Hediyeyi ondan sakla.
2. Anlam: Gizlenmek, saklanmak
The cat hides under the bed. → Kedi yatağın altına saklanıyor.
1. Anlam: Saklamak, gizli tutmak
Hide the gift from her. → Hediyeyi ondan sakla.
2. Anlam: Gizlenmek, saklanmak
The cat hides under the bed. → Kedi yatağın altına saklanıyor.
161. SAVE (kurtarmak, biriktirmek)
1. Anlam: Kurtarmak, emniyete almak
The doctor saves many lives. → Doktor birçok hayat kurtarır.
2. Anlam: Biriktirmek, tasarruf etmek
I save money every month. → Her ay para biriktiriyorum.
1. Anlam: Kurtarmak, emniyete almak
The doctor saves many lives. → Doktor birçok hayat kurtarır.
2. Anlam: Biriktirmek, tasarruf etmek
I save money every month. → Her ay para biriktiriyorum.
162. WASTE (israf etmek, harcamak)
1. Anlam: İsraf etmek, boşa harcamak
Don't waste water. → Suyu israf etme.
2. Anlam: Ziyan etmek, kaybetmek
Don't waste your time. → Zamanını ziyan etme.
1. Anlam: İsraf etmek, boşa harcamak
Don't waste water. → Suyu israf etme.
2. Anlam: Ziyan etmek, kaybetmek
Don't waste your time. → Zamanını ziyan etme.
163. DAMAGE (zarar vermek, hasar vermek)
1. Anlam: Zarar vermek, bozmak
Fire damages the building. → Yangın binaya zarar veriyor.
2. Anlam: Hasar vermek, tahribat yapmak
Storms damage the crops. → Fırtınalar mahsule zarar verir.
1. Anlam: Zarar vermek, bozmak
Fire damages the building. → Yangın binaya zarar veriyor.
2. Anlam: Hasar vermek, tahribat yapmak
Storms damage the crops. → Fırtınalar mahsule zarar verir.
164. MENTION (bahsetmek, söz etmek)
1. Anlam: Bahsetmek, adını geçirmek
He mentions your name. → Senin adından bahsediyor.
2. Anlam: Söz etmek, değinmek
She mentions the problem briefly. → Soruna kısaca değiniyor.
1. Anlam: Bahsetmek, adını geçirmek
He mentions your name. → Senin adından bahsediyor.
2. Anlam: Söz etmek, değinmek
She mentions the problem briefly. → Soruna kısaca değiniyor.
165. SMILE (gülümsemek, tebessüm etmek)
1. Anlam: Gülümsemek, hafifçe gülmek
She smiles at everyone. → Herkese gülümsüyor.
2. Anlam: Sevindirici olmak
Fortune smiles on us. → Talih bize gülüyor.
1. Anlam: Gülümsemek, hafifçe gülmek
She smiles at everyone. → Herkese gülümsüyor.
2. Anlam: Sevindirici olmak
Fortune smiles on us. → Talih bize gülüyor.
166. COLLECT (toplamak, biriktirmek)
1. Anlam: Toplamak, bir araya getirmek
I collect stamps as a hobby. → Hobi olarak pul topluyorum.
2. Anlam: Almak, tahsil etmek
They collect donations. → Bağış topluyorlar.
1. Anlam: Toplamak, bir araya getirmek
I collect stamps as a hobby. → Hobi olarak pul topluyorum.
2. Anlam: Almak, tahsil etmek
They collect donations. → Bağış topluyorlar.
167. DELIVER (teslim etmek, ulaştırmak)
1. Anlam: Teslim etmek, vermek
They deliver pizza to your home. → Pizzayı evinize teslim ediyorlar.
2. Anlam: Dağıtmak, yerine ulaştırmak
The postman delivers letters. → Postacı mektup dağıtır.
1. Anlam: Teslim etmek, vermek
They deliver pizza to your home. → Pizzayı evinize teslim ediyorlar.
2. Anlam: Dağıtmak, yerine ulaştırmak
The postman delivers letters. → Postacı mektup dağıtır.
168. SEARCH (aramak, araştırmak)
1. Anlam: Aramak, araştırma yapmak
I search for my keys. → Anahtarlarımı arıyorum.
2. Anlam: İncelemek, kontrol etmek
Police search the building. → Polis binayı arıyor.
1. Anlam: Aramak, araştırma yapmak
I search for my keys. → Anahtarlarımı arıyorum.
2. Anlam: İncelemek, kontrol etmek
Police search the building. → Polis binayı arıyor.
169. PAINT (boyamak, resim yapmak)
1. Anlam: Boyamak, boya sürmek
We paint the walls white. → Duvarları beyaza boyuyoruz.
2. Anlam: Resim yapmak
She paints beautiful landscapes. → Güzel manzaralar resimler.
1. Anlam: Boyamak, boya sürmek
We paint the walls white. → Duvarları beyaza boyuyoruz.
2. Anlam: Resim yapmak
She paints beautiful landscapes. → Güzel manzaralar resimler.
170. KNOCK (kapıyı çalmak, vurmak)
1. Anlam: Kapıyı çalmak
Someone knocks at the door. → Biri kapıyı çalıyor.
2. Anlam: Vurmak, çarpmak
Don't knock your head. → Kafanı çarpma.
1. Anlam: Kapıyı çalmak
Someone knocks at the door. → Biri kapıyı çalıyor.
2. Anlam: Vurmak, çarpmak
Don't knock your head. → Kafanı çarpma.
171. LOCK (kilitlemek, kilit vurmak)
1. Anlam: Kilitlemek, kapamak
Lock the door when you leave. → Çıkarken kapıyı kilitle.
2. Anlam: Sabitlemek, tutmak
The wheels lock in place. → Tekerlekler yerinde sabitlenir.
1. Anlam: Kilitlemek, kapamak
Lock the door when you leave. → Çıkarken kapıyı kilitle.
2. Anlam: Sabitlemek, tutmak
The wheels lock in place. → Tekerlekler yerinde sabitlenir.
172. PARK (park etmek, bırakmak)
1. Anlam: Park etmek, durdurup bırakmak
You can park your car here. → Arabanı buraya park edebilirsin.
2. Anlam: Koymak, yerleştirmek
Park yourself on the sofa. → Kendini kanepeye yerleştir.
1. Anlam: Park etmek, durdurup bırakmak
You can park your car here. → Arabanı buraya park edebilirsin.
2. Anlam: Koymak, yerleştirmek
Park yourself on the sofa. → Kendini kanepeye yerleştir.
173. PRESS (basmak, sıkmak)
1. Anlam: Basmak, bastırmak
Press the button. → Düğmeye bas.
2. Anlam: Sıkmak, bastırmak
Press the oranges for juice. → Portakalları suyu için sık.
1. Anlam: Basmak, bastırmak
Press the button. → Düğmeye bas.
2. Anlam: Sıkmak, bastırmak
Press the oranges for juice. → Portakalları suyu için sık.
174. POUR (dökmek, boşaltmak)
1. Anlam: Dökmek, akıtmak
Pour water into the glass. → Bardağa su dök.
2. Anlam: Yağmak, şiddetle yağmak
It pours with rain. → Yağmur yağıyor.
1. Anlam: Dökmek, akıtmak
Pour water into the glass. → Bardağa su dök.
2. Anlam: Yağmak, şiddetle yağmak
It pours with rain. → Yağmur yağıyor.
175. MIX (karıştırmak, katmak)
1. Anlam: Karıştırmak, birbirine katmak
Mix sugar with flour. → Şekeri unla karıştır.
2. Anlam: Harmanlamak, birleştirmek
Oil and water don't mix. → Yağ ve su karışmaz.
1. Anlam: Karıştırmak, birbirine katmak
Mix sugar with flour. → Şekeri unla karıştır.
2. Anlam: Harmanlamak, birleştirmek
Oil and water don't mix. → Yağ ve su karışmaz.
176. BURN (yakmak, yanmak)
1. Anlam: Yakmak, ateşe vermek
Don't burn the papers. → Kağıtları yakma.
2. Anlam: Yanmak, tutuşmak
Wood burns easily. → Odun kolay yanar.
1. Anlam: Yakmak, ateşe vermek
Don't burn the papers. → Kağıtları yakma.
2. Anlam: Yanmak, tutuşmak
Wood burns easily. → Odun kolay yanar.
177. FREEZE (donmak, dondurmak)
1. Anlam: Donmak, buzlaşmak
Water freezes at 0°C. → Su 0°C'de donar.
2. Anlam: Dondurmak, dondurucuda saklamak
Freeze the meat. → Eti dondur.
1. Anlam: Donmak, buzlaşmak
Water freezes at 0°C. → Su 0°C'de donar.
2. Anlam: Dondurmak, dondurucuda saklamak
Freeze the meat. → Eti dondur.
178. MELT (erimek, eritmek)
1. Anlam: Erimek, sıvılaşmak
Ice melts in the sun. → Buz güneşte erir.
2. Anlam: Eritmek, çözme
Melt the butter in a pan. → Yağı tavada erit.
1. Anlam: Erimek, sıvılaşmak
Ice melts in the sun. → Buz güneşte erir.
2. Anlam: Eritmek, çözme
Melt the butter in a pan. → Yağı tavada erit.
179. FLY (uçmak, uçurmak)
1. Anlam: Uçmak, havada gitmek
Birds fly in the sky. → Kuşlar gökyüzünde uçar.
2. Anlam: Uçakla gitmek
We fly to London tomorrow. → Yarın Londra'ya uçuyoruz.
1. Anlam: Uçmak, havada gitmek
Birds fly in the sky. → Kuşlar gökyüzünde uçar.
2. Anlam: Uçakla gitmek
We fly to London tomorrow. → Yarın Londra'ya uçuyoruz.
180. SWIM (yüzmek, yüzerek gitmek)
1. Anlam: Yüzmek
I swim every summer. → Her yaz yüzerim.
2. Anlam: Yüzerek geçmek
Fish swim in the sea. → Balıklar denizde yüzer.
1. Anlam: Yüzmek
I swim every summer. → Her yaz yüzerim.
2. Anlam: Yüzerek geçmek
Fish swim in the sea. → Balıklar denizde yüzer.
181. JUMP (atlamak, sıçramak)
1. Anlam: Atlamak, zıplamak
Jump over the puddle. → Su birikintisinin üzerinden atla.
2. Anlam: Sıçramak, fırlamak
The cat jumps onto the table. → Kedi masanın üstüne sıçrıyor.
1. Anlam: Atlamak, zıplamak
Jump over the puddle. → Su birikintisinin üzerinden atla.
2. Anlam: Sıçramak, fırlamak
The cat jumps onto the table. → Kedi masanın üstüne sıçrıyor.
182. CLIMB (tırmanmak, çıkmak)
1. Anlam: Tırmanmak, yükselmek
They climb the mountain. → Dağa tırmanıyorlar.
2. Anlam: Çıkmak, yükselmek
Prices climb every year. → Her yıl fiyatlar yükseliyor.
1. Anlam: Tırmanmak, yükselmek
They climb the mountain. → Dağa tırmanıyorlar.
2. Anlam: Çıkmak, yükselmek
Prices climb every year. → Her yıl fiyatlar yükseliyor.
183. RIDE (binmek, sürmek)
1. Anlam: Binmek (at, bisiklet vb.)
I ride my bike to school. → Okula bisikletle giderim.
2. Anlam: Sürmek, yolculuk etmek
We ride the bus together. → Otobüse birlikte biniyoruz.
1. Anlam: Binmek (at, bisiklet vb.)
I ride my bike to school. → Okula bisikletle giderim.
2. Anlam: Sürmek, yolculuk etmek
We ride the bus together. → Otobüse birlikte biniyoruz.
184. THROW (atmak, fırlatmak)
1. Anlam: Atmak, havaya atmak
Throw the ball to me. → Topu bana at.
2. Anlam: Atmak, çöpe atmak
Don't throw away this paper. → Bu kağıdı atma.
1. Anlam: Atmak, havaya atmak
Throw the ball to me. → Topu bana at.
2. Anlam: Atmak, çöpe atmak
Don't throw away this paper. → Bu kağıdı atma.
185. HIT (vurmak, çarpmak)
1. Anlam: Vurmak, darbe indirmek
Don't hit your brother. → Kardeşine vurma.
2. Anlam: Çarpmak, isabet etmek
The ball hits the window. → Top pencereye çarpıyor.
1. Anlam: Vurmak, darbe indirmek
Don't hit your brother. → Kardeşine vurma.
2. Anlam: Çarpmak, isabet etmek
The ball hits the window. → Top pencereye çarpıyor.
186. TOUCH (dokunmak, temas etmek)
1. Anlam: Dokunmak, elle tutmak
Don't touch the hot stove. → Sıcak ocağa dokunma.
2. Anlam: Duygulandırmak, etkilemek
Your words touch my heart. → Sözlerin kalbime dokunuyor.
1. Anlam: Dokunmak, elle tutmak
Don't touch the hot stove. → Sıcak ocağa dokunma.
2. Anlam: Duygulandırmak, etkilemek
Your words touch my heart. → Sözlerin kalbime dokunuyor.
187. TASTE (tatmak, tadına bakmak)
1. Anlam: Tatmak, ağza almak
Taste this delicious cake. → Bu lezzetli pastayı tat.
2. Anlam: Tadı olmak, lezzeti olmak
This soup tastes salty. → Bu çorba tuzlu.
1. Anlam: Tatmak, ağza almak
Taste this delicious cake. → Bu lezzetli pastayı tat.
2. Anlam: Tadı olmak, lezzeti olmak
This soup tastes salty. → Bu çorba tuzlu.
188. SMELL (koklamak, kokmak)
1. Anlam: Koklamak, koku almak
Smell these beautiful flowers. → Şu güzel çiçekleri kokla.
2. Anlam: Kokmak, koku yaymak
The bread smells good. → Ekmek güzel kokuyor.
1. Anlam: Koklamak, koku almak
Smell these beautiful flowers. → Şu güzel çiçekleri kokla.
2. Anlam: Kokmak, koku yaymak
The bread smells good. → Ekmek güzel kokuyor.
189. BITE (ısırmak, dişlemek)
1. Anlam: Isırmak, dişlemek
The dog bites strangers. → Köpek yabancıları ısırır.
2. Anlam: Sokmak (böcek)
Mosquitoes bite at night. → Sivrisinekler geceleri sokar.
1. Anlam: Isırmak, dişlemek
The dog bites strangers. → Köpek yabancıları ısırır.
2. Anlam: Sokmak (böcek)
Mosquitoes bite at night. → Sivrisinekler geceleri sokar.
190. CHEW (çiğnemek, kemirmek)
1. Anlam: Çiğnemek, ağızda çiğnemek
Chew your food well. → Yemeğini iyi çiğne.
2. Anlam: Kemirmek
The mouse chews the cheese. → Fare peyniri kemiriyor.
1. Anlam: Çiğnemek, ağızda çiğnemek
Chew your food well. → Yemeğini iyi çiğne.
2. Anlam: Kemirmek
The mouse chews the cheese. → Fare peyniri kemiriyor.
191. SWALLOW (yutmak, içine çekmek)
1. Anlam: Yutmak, boğazdan geçirmek
Swallow the pill with water. → Hapı suyla yut.
2. Anlam: Kabul etmek (mecazi)
He swallows the lie. → Yalan kabul ediyor.
1. Anlam: Yutmak, boğazdan geçirmek
Swallow the pill with water. → Hapı suyla yut.
2. Anlam: Kabul etmek (mecazi)
He swallows the lie. → Yalan kabul ediyor.
192. BREATHE (nefes almak, solumak)
1. Anlam: Nefes almak, soluk almak
Breathe deeply and relax. → Derin nefes al ve rahatla.
2. Anlam: Solumak, hava almak
Plants breathe through their leaves. → Bitkiler yapraklarıyla solur.
1. Anlam: Nefes almak, soluk almak
Breathe deeply and relax. → Derin nefes al ve rahatla.
2. Anlam: Solumak, hava almak
Plants breathe through their leaves. → Bitkiler yapraklarıyla solur.
193. SLEEP (uyumak, uykuda olmak)
1. Anlam: Uyumak, uyku halinde olmak
I sleep eight hours daily. → Günde sekiz saat uyurum.
2. Anlam: Yatmak, gecelemek
We sleep at a hotel tonight. → Bu gece bir otelde yatıyoruz.
1. Anlam: Uyumak, uyku halinde olmak
I sleep eight hours daily. → Günde sekiz saat uyurum.
2. Anlam: Yatmak, gecelemek
We sleep at a hotel tonight. → Bu gece bir otelde yatıyoruz.
194. WAKE (uyanmak, uyandırmak)
1. Anlam: Uyanmak, ayılmak
I wake up early. → Erken uyanırım.
2. Anlam: Uyandırmak, uyaran olmak
The alarm wakes me up. → Alarm beni uyandırıyor.
1. Anlam: Uyanmak, ayılmak
I wake up early. → Erken uyanırım.
2. Anlam: Uyandırmak, uyaran olmak
The alarm wakes me up. → Alarm beni uyandırıyor.
195. DREAM (rüya görmek, hayal kurmak)
1. Anlam: Rüya görmek
I dream about flying. → Uçmak hakkında rüya görüyorum.
2. Anlam: Hayal kurmak, düşlemek
She dreams of becoming a singer. → Şarkıcı olmayı hayal ediyor.
1. Anlam: Rüya görmek
I dream about flying. → Uçmak hakkında rüya görüyorum.
2. Anlam: Hayal kurmak, düşlemek
She dreams of becoming a singer. → Şarkıcı olmayı hayal ediyor.
196. HATE (nefret etmek, hiç sevmemek)
1. Anlam: Nefret etmek, kin beslemek
I hate lies. → Yalanlardan nefret ederim.
2. Anlam: Hiç sevmemek, çok hoşlanmamak
She hates cold weather. → Soğuk havayı hiç sevmiyor.
1. Anlam: Nefret etmek, kin beslemek
I hate lies. → Yalanlardan nefret ederim.
2. Anlam: Hiç sevmemek, çok hoşlanmamak
She hates cold weather. → Soğuk havayı hiç sevmiyor.
197. LIKE (sevmek, hoşlanmak)
1. Anlam: Hoşlanmak, beğenmek
I like chocolate. → Çikolatadan hoşlanırım.
2. Anlam: İstemek, tercih etmek
I like to read at night. → Geceleri okumayı tercih ederim.
1. Anlam: Hoşlanmak, beğenmek
I like chocolate. → Çikolatadan hoşlanırım.
2. Anlam: İstemek, tercih etmek
I like to read at night. → Geceleri okumayı tercih ederim.
198. PREFER (tercih etmek, yeğlemek)
1. Anlam: Tercih etmek, seçmek
I prefer tea to coffee. → Kahveye tercih ederim çayı.
2. Anlam: Daha çok isteme, yeğlemek
She prefers staying home. → Evde kalmayı daha çok istiyor.
1. Anlam: Tercih etmek, seçmek
I prefer tea to coffee. → Kahveye tercih ederim çayı.
2. Anlam: Daha çok isteme, yeğlemek
She prefers staying home. → Evde kalmayı daha çok istiyor.
199. STUDY (çalışmak, ders çalışmak)
1. Anlam: Ders çalışmak, öğrenmek için okumak
I study English every day. → Her gün İngilizce çalışırım.
2. Anlam: İncelemek, araştırmak
Scientists study the stars. → Bilim insanları yıldızları inceler.
1. Anlam: Ders çalışmak, öğrenmek için okumak
I study English every day. → Her gün İngilizce çalışırım.
2. Anlam: İncelemek, araştırmak
Scientists study the stars. → Bilim insanları yıldızları inceler.
200. PRACTICE (pratik yapmak, alıştırma yapmak)
1. Anlam: Pratik yapmak, egzersiz yapmak
Practice makes perfect. → Pratik mükemmelleştirir.
2. Anlam: Uygulamak, icra etmek
She practices law. → Avukatlık yapıyor.
1. Anlam: Pratik yapmak, egzersiz yapmak
Practice makes perfect. → Pratik mükemmelleştirir.
2. Anlam: Uygulamak, icra etmek
She practices law. → Avukatlık yapıyor.