İngilizcede En Çok Kullanılan 200 Fiil - Anlamları ve Örnek Cümleler

Blog Yazısı

1. BE (olmak, bulunmak)

1. Anlam: Olmak, var olmak

  • I am a teacher. → Ben bir öğretmenim.

2. Anlam: Bulunmak (yer bildirmek)

  • The book is on the table. → Kitap masanın üzerinde.

2. HAVE (sahip olmak, -mek/-mak zorunda olmak)

1. Anlam: Sahip olmak

  • She has a beautiful cat. → Onun güzel bir kedisi var.

2. Anlam: Yemek/içmek

  • We have breakfast at 8 o'clock. → Sabah 8'de kahvaltı yaparız.

3. DO (yapmak, etmek)

1. Anlam: Yapmak, ifa etmek

  • I do my homework every day. → Her gün ödevimi yaparım.

2. Anlam: Yeterli olmak, işe yaramak

  • This will do for now. → Bu şimdilik yeterli olacak.

4. SAY (söylemek, demek)

1. Anlam: Söylemek, ifade etmek

  • He says hello to everyone. → Herkese merhaba der.

2. Anlam: Yazılı olmak, yazmak

  • The sign says "Stop". → Tabela "Dur" yazıyor.

5. GET (almak, elde etmek)

1. Anlam: Almak, edinmek

  • I get up at 7 every morning. → Her sabah 7'de kalkarım.

2. Anlam: Varmak, ulaşmak

  • We get home at 5 p.m. → Akşam 5'te eve varırız.

6. MAKE (yapmak, imal etmek)

1. Anlam: Yapmak, üretmek

  • My mother makes delicious cakes. → Annem lezzetli pastalar yapar.

2. Anlam: Zorlamak, mecbur etmek

  • She makes me happy. → O beni mutlu eder.

7. GO (gitmek, hareket etmek)

1. Anlam: Gitmek, bir yere doğru ilerlemek

  • I go to school by bus. → Okula otobüsle giderim.

2. Anlam: Çalışmak, işlemek

  • My watch doesn't go. → Saatim çalışmıyor.

8. KNOW (bilmek, tanımak)

1. Anlam: Bilmek, haberdar olmak

  • I know the answer. → Cevabı biliyorum.

2. Anlam: Tanımak

  • Do you know my brother? → Kardeşimi tanıyor musun?

9. TAKE (almak, götürmek)

1. Anlam: Almak, yanına almak

  • Take your umbrella with you. → Şemsiyeni yanına al.

2. Anlam: Götürmek, götürüp bırakmak

  • I take my son to school. → Oğlumu okula götürürüm.

10. SEE (görmek, anlamak)

1. Anlam: Görmek, görme duyusuyla algılamak

  • I can see the mountains. → Dağları görebiliyorum.

2. Anlam: Anlamak, kavramak

  • I see what you mean. → Ne demek istediğini anlıyorum.

11. COME (gelmek, varmak)

1. Anlam: Gelmek, yaklaşmak

  • Come here, please. → Buraya gel, lütfen.

2. Anlam: Olmak, vuku bulmak

  • My dream came true. → Hayalim gerçek oldu.

12. THINK (düşünmek, sanmak)

1. Anlam: Düşünmek, fikir yürütmek

  • I think about my future. → Geleceğim hakkında düşünürüm.

2. Anlam: Sanmak, zannetmek

  • I think it will rain. → Sanırım yağmur yağacak.

13. LOOK (bakmak, görünmek)

1. Anlam: Bakmak, gözlerini çevirmek

  • Look at the board. → Tahtaya bak.

2. Anlam: Görünmek, gözükmek

  • You look tired. → Yorgun görünüyorsun.

14. WANT (istemek, arzu etmek)

1. Anlam: İstemek, özlemek

  • I want a new phone. → Yeni bir telefon istiyorum.

2. Anlam: İhtiyaç duymak, gerekmek

  • Plants want water. → Bitkiler suya ihtiyaç duyar.

15. GIVE (vermek, bağışlamak)

1. Anlam: Vermek, teslim etmek

  • Give me your hand. → Elini ver bana.

2. Anlam: Hediye etmek, bağışlamak

  • She gives money to charity. → Hayır kurumuna para bağışlıyor.

16. USE (kullanmak, yararlanmak)

1. Anlam: Kullanmak, işletmek

  • I use my computer every day. → Her gün bilgisayarımı kullanırım.

2. Anlam: Tüketmek, harcamak

  • We use a lot of water. → Çok fazla su harcarız.

17. FIND (bulmak, keşfetmek)

1. Anlam: Bulmak, rastlamak

  • I can't find my keys. → Anahtarlarımı bulamıyorum.

2. Anlam: Öğrenmek, keşfetmek

  • I find this book interesting. → Bu kitabı ilginç buluyorum.

18. TELL (söylemek, anlatmak)

1. Anlam: Söylemek, bildirmek

  • Tell me your name. → Bana adını söyle.

2. Anlam: Anlatmak, hikaye etmek

  • She tells stories to children. → Çocuklara hikayeler anlatır.

19. ASK (sormak, istemek)

1. Anlam: Soru sormak, sormak

  • Can I ask a question? → Bir soru sorabilir miyim?

2. Anlam: Rica etmek, istemek

  • He asks for help. → Yardım istiyor.

20. WORK (çalışmak, işlemek)

1. Anlam: Çalışmak, iş görmek

  • I work in a hospital. → Bir hastanede çalışıyorum.

2. Anlam: İşe yaramak, işlemek

  • Does this plan work? → Bu plan işe yarıyor mu?

21. SEEM (görünmek, gibi gelmek)

1. Anlam: Görünmek, gibi olmak

  • He seems happy today. → Bugün mutlu görünüyor.

2. Anlam: Gibi gelmek, sanki gibi

  • It seems like a good idea. → Gibi iyi bir fikir gibi görünüyor.

22. FEEL (hissetmek, dokunmak)

1. Anlam: Hissetmek, duymak

  • I feel cold. → Üşüyorum.

2. Anlam: Dokunmak, elle yoklamak

  • Feel this soft blanket. → Şu yumuşak battaniyeye dokun.

23. TRY (denemek, çabalamak)

1. Anlam: Denemek, teşebbüs etmek

  • Try this cake! → Bu pastayı dene!

2. Anlam: Çabalamak, gayret etmek

  • I try to learn English. → İngilizce öğrenmeye çalışıyorum.

24. LEAVE (ayrılmak, bırakmak)

1. Anlam: Ayrılmak, terk etmek

  • I leave home at 8 a.m. → Sabah 8'de evden ayrılırım.

2. Anlam: Bırakmak, terk etmek

  • Don't leave your bag here. → Çantanı burada bırakma.

25. CALL (aramak, çağırmak)

1. Anlam: Telefon etmek, aramak

  • Call me tonight. → Bu akşam beni ara.

2. Anlam: Çağırmak, adlandırmak

  • They call him Jack. → Ona Jack derler.

26. KEEP (saklamak, tutmak)

1. Anlam: Saklamak, muhafaza etmek

  • Keep this money safe. → Bu parayı güvenli bir yerde sakla.

2. Anlam: Devam ettirmek

  • Keep walking straight. → Düz yürümeye devam et.

27. LET (izin vermek, bırakmak)

1. Anlam: İzin vermek, müsaade etmek

  • Let me help you. → Sana yardım etmeme izin ver.

2. Anlam: Bırakmak, serbest bırakmak

  • Let the dog out. → Köpeği dışarı bırak.

28. PUT (koymak, yerleştirmek)

1. Anlam: Koymak, yerleştirmek

  • Put the book on the shelf. → Kitabı rafa koy.

2. Anlam: İfade etmek, söylemek

  • How can I put this? → Bunu nasıl söyleyebilirim?

29. MEAN (anlamına gelmek, kastetmek)

1. Anlam: Anlamına gelmek, demek

  • What does this word mean? → Bu kelime ne anlama geliyor?

2. Anlam: Kastetmek, niyetinde olmak

  • I didn't mean to hurt you. → Seni incitmek istemedim.

30. BECOME (olmak, dönüşmek)

1. Anlam: Olmak, haline gelmek

  • She wants to become a doctor. → Doktor olmak istiyor.

2. Anlam: Yakışmak, yaraşmak

  • This dress becomes you. → Bu elbise sana yakışıyor.

31. SHOW (göstermek, sergilemek)

1. Anlam: Göstermek, işaret etmek

  • Show me your homework. → Bana ödevini göster.

2. Anlam: Kanıtlamak, ispat etmek

  • The results show improvement. → Sonuçlar gelişme gösteriyor.

32. HEAR (duymak, işitmek)

1. Anlam: Duymak, kulakla algılamak

  • I can hear music. → Müzik duyabiliyorum.

2. Anlam: Haber almak, öğrenmek

  • Did you hear the news? → Haberi duydun mu?

33. PLAY (oynamak, çalmak)

1. Anlam: Oynamak, oyun oynamak

  • Children play in the park. → Çocuklar parkta oynar.

2. Anlam: Çalmak (enstrüman)

  • She plays the piano well. → Piyanoyu iyi çalar.

34. RUN (koşmak, işletmek)

1. Anlam: Koşmak, hızlı gitmek

  • I run every morning. → Her sabah koşarım.

2. Anlam: İşletmek, yönetmek

  • He runs a small business. → Küçük bir işletme yönetiyor.

35. MOVE (hareket etmek, taşınmak)

1. Anlam: Hareket etmek, kıpırdamak

  • Don't move! → Kıpırdama!

2. Anlam: Taşınmak, yer değiştirmek

  • We move to a new house. → Yeni eve taşınıyoruz.

36. LIVE (yaşamak, oturmak)

1. Anlam: Hayatta olmak, yaşamak

  • My grandparents live long lives. → Büyükannem ve büyükbabam uzun yaşar.

2. Anlam: Ikamet etmek, oturmak

  • I live in Istanbul. → İstanbul'da yaşıyorum.

37. BELIEVE (inanmak, güvenmek)

1. Anlam: İnanmak, itimat etmek

  • I believe in you. → Sana inanıyorum.

2. Anlam: Sanmak, zannedmek

  • I believe it's true. → Bunun doğru olduğunu sanıyorum.

38. BRING (getirmek, yanında getirmek)

1. Anlam: Getirmek, taşıyıp getirmek

  • Bring your book tomorrow. → Yarın kitabını getir.

2. Anlam: Sebep olmak, yol açmak

  • Technology brings change. → Teknoloji değişime yol açar.

39. HAPPEN (olmak, meydana gelmek)

1. Anlam: Olmak, vuku bulmak

  • What happened yesterday? → Dün ne oldu?

2. Anlam: Rastlamak, tesadüfen olmak

  • I happened to see her. → Tesadüfen onu gördüm.

40. WRITE (yazmak, kaleme almak)

1. Anlam: Yazmak, yazı yazmak

  • Write your name here. → Adını buraya yaz.

2. Anlam: Mektup yazmak

  • I write to my friend weekly. → Arkadaşıma haftalık mektup yazarım.

41. SIT (oturmak, yer almak)

1. Anlam: Oturmak, oturma pozisyonunda olmak

  • Please sit down. → Lütfen oturun.

2. Anlam: Sınava girmek

  • She sits for her exams next week. → Gelecek hafta sınavlara girecek.

42. STAND (ayakta durmak, dayanmak)

1. Anlam: Ayakta durmak, dikilmek

  • Stand up, please. → Lütfen ayağa kalk.

2. Anlam: Dayanmak, katlanmak

  • I can't stand this noise. → Bu gürültüye dayanamıyorum.

43. LOSE (kaybetmek, yitirmek)

1. Anlam: Kaybetmek, yitirmek

  • I lost my wallet. → Cüzdanımı kaybettim.

2. Anlam: Maçı kaybetmek, yenilmek

  • Our team lost the game. → Takımımız maçı kaybetti.

44. PAY (ödemek, para vermek)

1. Anlam: Ödemek, para ödemek

  • Pay attention to the teacher. → Öğretmene dikkat et.

2. Anlam: Bedel ödemek, acısını çekmek

  • He paid for his mistake. → Hatasının bedelini ödedi.

45. MEET (tanışmak, buluşmak)

1. Anlam: Tanışmak, karşılaşmak

  • Nice to meet you. → Tanıştığımıza memnun oldum.

2. Anlam: Buluşmak, görüşmek

  • Let's meet at the cafe. → Kafede buluşalım.

46. INCLUDE (içermek, kapsamak)

1. Anlam: İçermek, dahil etmek

  • The price includes tax. → Fiyat vergiyi içeriyor.

2. Anlam: Katmak, ilave etmek

  • Include me in your plans. → Beni de planlarınıza dahil edin.

47. CONTINUE (devam etmek, sürdürmek)

1. Anlam: Devam etmek, sürmek

  • The rain continues all day. → Yağmur bütün gün devam ediyor.

2. Anlam: Kaldığı yerden devam etmek

  • Continue reading, please. → Lütfen okumaya devam et.

48. SET (koymak, ayarlamak)

1. Anlam: Koymak, yerleştirmek

  • Set the table for dinner. → Akşam yemeği için masayı hazırla.

2. Anlam: Ayarlamak, düzenlemek

  • Set your alarm for 7 a.m. → Alarmını sabah 7'ye ayarla.

49. LEARN (öğrenmek, ders almak)

1. Anlam: Öğrenmek, bilgi edinmek

  • I learn new words every day. → Her gün yeni kelimeler öğreniyorum.

2. Anlam: Ders almak, eğitim görmek

  • She learns piano from a teacher. → Bir öğretmenden piyano dersi alıyor.

50. CHANGE (değiştirmek, değişmek)

1. Anlam: Değiştirmek, farklı yapmak

  • Change your clothes. → Kıyafetlerini değiştir.

2. Anlam: Değişmek, dönüşmek

  • The weather changes quickly. → Hava hızla değişiyor.

51. LEAD (yönetmek, önderlik etmek)

1. Anlam: Yönetmek, liderlik etmek

  • She leads the team well. → Takımı iyi yönetiyor.

2. Anlam: Götürmek, yönlendirmek

  • This road leads to the beach. → Bu yol plaja götürüyor.

52. UNDERSTAND (anlamak, kavramak)

1. Anlam: Anlamak, idrak etmek

  • I understand the lesson. → Dersi anlıyorum.

2. Anlam: Anlayışla karşılamak

  • I understand your problem. → Probleminizi anlıyorum.

53. WATCH (izlemek, seyretmek)

1. Anlam: İzlemek, bakmak

  • I watch TV every evening. → Her akşam televizyon izlerim.

2. Anlam: Gözetlemek, dikkat etmek

  • Watch your step! → Adımına dikkat et!

54. FOLLOW (takip etmek, izlemek)

1. Anlam: Takip etmek, peşinden gitmek

  • Follow me, please. → Lütfen beni takip edin.

2. Anlam: Anlamak, kavramak

  • Do you follow what I'm saying? → Söylediklerimi anlıyor musun?

55. STOP (durmak, durdurmak)

1. Anlam: Durmak, hareketsiz kalmak

  • The bus stops here. → Otobüs burada duruyor.

2. Anlam: Bırakmak, son vermek

  • Stop talking! → Konuşmayı kes!

56. CREATE (yaratmak, oluşturmak)

1. Anlam: Yaratmak, var etmek

  • Artists create beautiful things. → Sanatçılar güzel şeyler yaratır.

2. Anlam: Meydana getirmek, oluşturmak

  • This creates a problem. → Bu bir sorun yaratıyor.

57. SPEAK (konuşmak, söylemek)

1. Anlam: Konuşmak, laf etmek

  • She speaks very fast. → Çok hızlı konuşuyor.

2. Anlam: Bir dil konuşmak

  • I speak English and Turkish. → İngilizce ve Türkçe konuşurum.

58. READ (okumak, anlamak)

1. Anlam: Okumak, yazıyı okumak

  • I read books before bed. → Yatmadan önce kitap okurum.

2. Anlam: Göstermek (ölçü aleti)

  • The thermometer reads 25°C. → Termometre 25°C gösteriyor.

59. SPEND (harcamak, geçirmek)

1. Anlam: Para harcamak

  • I spend money on books. → Kitaplara para harcarım.

2. Anlam: Vakit geçirmek

  • I spend time with my family. → Ailemle vakit geçiririm.

60. GROW (büyümek, yetiştirmek)

1. Anlam: Büyümek, gelişmek

  • Children grow fast. → Çocuklar hızlı büyür.

2. Anlam: Yetiştirmek, ekmek

  • We grow vegetables in our garden. → Bahçemizde sebze yetiştiriyoruz.

61. OPEN (açmak, açılmak)

1. Anlam: Açmak, aralık oluşturmak

  • Open the window, please. → Lütfen pencereyi aç.

2. Anlam: İşe başlamak, açılmak

  • The shop opens at 9 a.m. → Dükkan sabah 9'da açılıyor.

62. WALK (yürümek, yaya gitmek)

1. Anlam: Yürümek, adım atmak

  • I walk to school every day. → Her gün okula yürüyerek giderim.

2. Anlam: Gezdirmek (hayvan)

  • He walks his dog daily. → Köpeğini her gün gezdiriyor.

63. WIN (kazanmak, galip gelmek)

1. Anlam: Kazanmak, birinci olmak

  • Our team won the match. → Takımımız maçı kazandı.

2. Anlam: Elde etmek, kazanmak

  • She won a prize. → Bir ödül kazandı.

64. TEACH (öğretmek, ders vermek)

1. Anlam: Öğretmek, eğitmek

  • My father teaches me math. → Babam bana matematik öğretiyor.

2. Anlam: Ders vermek, öğretmenlik yapmak

  • She teaches at a high school. → Bir lisede öğretmenlik yapıyor.

65. OFFER (teklif etmek, sunmak)

1. Anlam: Teklif etmek, önermek

  • He offers to help us. → Bize yardım etmeyi teklif ediyor.

2. Anlam: Sunmak, ikram etmek

  • Can I offer you some tea? → Size biraz çay ikram edebilir miyim?

66. REMEMBER (hatırlamak, anımsamak)

1. Anlam: Hatırlamak, akılda tutmak

  • I remember your name. → Adını hatırlıyorum.

2. Anlam: Unutmamak, hatırında tutmak

  • Remember to lock the door. → Kapıyı kilitlemeyi unutma.

67. CONSIDER (düşünmek, saymak)

1. Anlam: Düşünmek, değerlendirmek

  • I consider your offer. → Teklifinizi düşünüyorum.

2. Anlam: Saymak, kabul etmek

  • I consider him my friend. → Onu arkadaşım sayarım.

68. APPEAR (görünmek, ortaya çıkmak)

1. Anlam: Görünmek, gözükmek

  • She appears happy. → Mutlu görünüyor.

2. Anlam: Ortaya çıkmak, belirmek

  • A rainbow appears after rain. → Yağmurdan sonra gökkuşağı belirir.

69. BUY (satın almak, almak)

1. Anlam: Satın almak, para vererek almak

  • I buy fresh bread daily. → Her gün taze ekmek alırım.

2. Anlam: İnanmak, kabul etmek (argo)

  • I don't buy that excuse. → O bahaneye inanmıyorum.

70. WAIT (beklemek, durmak)

1. Anlam: Beklemek, bekleme halinde olmak

  • Wait for me here. → Beni burada bekle.

2. Anlam: Hizmet etmek, servis yapmak

  • She waits tables at a restaurant. → Restoranda garsonluk yapıyor.

71. SERVE (hizmet etmek, servis yapmak)

1. Anlam: Hizmet etmek, yardım etmek

  • He serves his country. → Ülkesine hizmet ediyor.

2. Anlam: Servis yapmak, ikram etmek

  • They serve lunch at noon. → Öğle yemeğini öğlen servisi yapıyorlar.

72. DIE (ölmek, can vermek)

1. Anlam: Ölmek, hayatını kaybetmek

  • Plants die without water. → Bitkiler susuz ölür.

2. Anlam: Sönmek, bitmek

  • The fire dies slowly. → Ateş yavaşça sönüyor.

73. SEND (göndermek, yollamak)

1. Anlam: Göndermek, ulaştırmak

  • Send me a message. → Bana bir mesaj gönder.

2. Anlam: Yollamak, sevk etmek

  • Parents send children to school. → Ebeveynler çocukları okula yollar.

74. EXPECT (beklemek, ummak)

1. Anlam: Beklemek, tahmin etmek

  • I expect good results. → İyi sonuçlar bekliyorum.

2. Anlam: Ummak, sanmak

  • I expect she will come. → Sanırım gelecek.

75. BUILD (inşa etmek, yapmak)

1. Anlam: İnşa etmek, yapmak

  • They build a new bridge. → Yeni bir köprü inşa ediyorlar.

2. Anlam: Kurmak, oluşturmak

  • Build your confidence. → Özgüvenini oluştur.

76. STAY (kalmak, durmak)

1. Anlam: Kalmak, ikamet etmek

  • I stay at a hotel. → Bir otelde kalıyorum.

2. Anlam: Kalmak, devam etmek

  • Stay calm! → Sakin kal!

77. FALL (düşmek, azalmak)

1. Anlam: Düşmek, yere düşmek

  • Be careful not to fall. → Düşmemeye dikkat et.

2. Anlam: Azalmak, inmek

  • Prices fall in winter. → Kışın fiyatlar düşer.

78. CUT (kesmek, azaltmak)

1. Anlam: Kesmek, dilimlemek

  • Cut the bread into slices. → Ekmeği dilimlere kes.

2. Anlam: Azaltmak, indirmek

  • We must cut our expenses. → Harcamalarımızı azaltmalıyız.

79. REACH (ulaşmak, erişmek)

1. Anlam: Ulaşmak, varmak

  • We reach the station at noon. → Öğlen istasyona ulaşıyoruz.

2. Anlam: Uzanmak, erişmek

  • I can't reach the top shelf. → Üst rafa uzanamıyorum.

80. KILL (öldürmek, bitirmek)

1. Anlam: Öldürmek, can almak

  • Pollution kills animals. → Kirlilik hayvanları öldürüyor.

2. Anlam: Geçirmek, öldürmek (zaman)

  • I read to kill time. → Zaman öldürmek için okuyorum.

81. RAISE (kaldırmak, yetiştirmek)

1. Anlam: Kaldırmak, yükseltmek

  • Raise your hand to answer. → Cevap vermek için elini kaldır.

2. Anlam: Büyütmek, yetiştirmek

  • They raise three children. → Üç çocuk büyütüyorlar.

82. PASS (geçmek, başarılı olmak)

1. Anlam: Geçmek, yanından geçmek

  • Cars pass quickly on this road. → Bu yolda arabalar hızla geçer.

2. Anlam: Başarılı olmak, geçmek (sınav)

  • She passed all her exams. → Bütün sınavlarını geçti.

83. SELL (satmak, pazarlamak)

1. Anlam: Satmak, para karşılığı vermek

  • They sell fresh fruit here. → Burada taze meyve satıyorlar.

2. Anlam: Satılmak, rağbet görmek

  • This book sells well. → Bu kitap iyi satıyor.

84. DECIDE (karar vermek, karara varmak)

1. Anlam: Karar vermek, tercih etmek

  • I decide to study medicine. → Tıp okumaya karar verdim.

2.Anlam: Hükmetmek, karar vermek

  • The judge decides the case. → Hakim davaya karar veriyor.

85. RETURN (dönmek, iade etmek)

1. Anlam: Dönmek, geri gelmek

  • I return home at 6 p.m. → Akşam 6'da eve dönüyorum.

2. Anlam: İade etmek, geri vermek

  • Please return my book. → Lütfen kitabımı iade et.

86. EXPLAIN (açıklamak, izah etmek)

1. Anlam: Açıklamak, anlatmak

  • The teacher explains the rule. → Öğretmen kuralı açıklıyor.

2. Anlam: İzah etmek, sebep göstermek

  • Explain why you are late. → Neden geç kaldığını açıkla.

87. HOPE (ummak, umut etmek)

1. Anlam: Ummak, dilemek

  • I hope you feel better. → Umarım daha iyi hissedersin.

2. Anlam: Umut etmek, beklemek

  • We hope for good weather. → İyi hava için umut ediyoruz.

88. DEVELOP (geliştirmek, gelişmek)

1. Anlam: Geliştirmek, ilerletmek

  • We develop new skills. → Yeni beceriler geliştiriyoruz.

2. Anlam: Gelişmek, büyümek

  • The city develops rapidly. → Şehir hızla gelişiyor.

89. CARRY (taşımak, götürmek)

1. Anlam: Taşımak, yük taşımak

  • I carry my bag to school. → Çantamı okula taşıyorum.

2. Anlam: Sürdürmek, devam ettirmek

  • Carry on with your work. → İşine devam et.

90. BREAK (kırmak, bozmak)

1. Anlam: Kırmak, parçalamak

  • Don't break the glass. → Bardağı kırma.

2. Anlam: Bozmak, ihlal etmek

  • Never break your promise. → Asla sözünü bozma.

91. RECEIVE (almak, kabul etmek)

1. Anlam: Almak, teslim almak

  • I receive a letter today. → Bugün bir mektup aldım.

2. Anlam: Kabul etmek, karşılamak

  • They receive guests warmly. → Misafirleri sıcak karşılıyorlar.

92. AGREE (anlaşmak, katılmak)

1. Anlam: Katılmak, aynı fikirde olmak

  • I agree with your idea. → Fikrine katılıyorum.

2. Anlam: Anlaşmak, uzlaşmak

  • We agree on the plan. → Plan üzerinde anlaştık.

93. SUPPORT (desteklemek, ayakta tutmak)

1. Anlam: Desteklemek, destek olmak

  • I support my team always. → Takımımı her zaman desteklerim.

2. Anlam: Tutmak, taşımak

  • These columns support the roof. → Bu sütunlar çatıyı taşıyor.

94. DESCRIBE (tanımlamak, betimlemek)

1. Anlam: Tanımlamak, tarif etmek

  • Describe your house. → Evini tarif et.

2. Anlam: Betimlemek, anlatmak

  • She describes the scene well. → Sahneyi iyi betimliyor.

95. PULL (çekmek, sürüklemek)

1. Anlam: Çekmek, kendine doğru çekmek

  • Pull the door to open it. → Açmak için kapıyı çek.

2. Anlam: Sökmek, çıkarmak

  • The dentist pulls my tooth. → Diş hekimi dişimi çekiyor.

96. SUGGEST (önermek, teklif etmek)

1. Anlam: Önermek, tavsiye etmek

  • I suggest a different plan. → Farklı bir plan öneriyorum.

2. Anlam: İma etmek, sezdirmek

  • His smile suggests happiness. → Gülümsemesi mutluluk sezdiriyor.

97. REQUIRE (gerektirmek, istemek)

1. Anlam: Gerektirmek, ihtiyaç duymak

  • This job requires patience. → Bu iş sabır gerektiriyor.

2. Anlam: İstemek, talep etmek

  • The law requires safety belts. → Kanun emniyet kemeri istiyor.

98. ALLOW (izin vermek, müsaade etmek)

1. Anlam: İzin vermek, bırakmak

  • My parents allow me to go. → Ailem gitmeme izin veriyor.

2. Anlam: Olanak sağlamak, imkan vermek

  • Time allows us to rest. → Zaman bize dinlenme imkanı veriyor.

99. REMAIN (kalmak, devam etmek)

1. Anlam: Kalmak, bulunmak

  • I remain at home today. → Bugün evde kalıyorum.

2. Anlam: Devam etmek, sürmek

  • The problem remains unsolved. → Sorun çözülmemiş olarak devam ediyor.

100. PRODUCE (üretmek, meydana getirmek)

1. Anlam: Üretmek, imal etmek

  • Factories produce cars. → Fabrikalar araba üretir.

2. Anlam: Ortaya çıkarmak, göstermek

  • Please produce your ticket. → Lütfen biletinizi gösterin.

101. LOVE (sevmek, aşık olmak)

1. Anlam: Sevmek, hoşlanmak

  • I love chocolate. → Çikolatayı severim.

2. Anlam: Çok sevmek, bayılmak

  • She loves dancing. → Dans etmeye bayılıyor.

102. ENJOY (hoşlanmak, eğlenmek)

1. Anlam: Hoşlanmak, keyif almak

  • I enjoy reading books. → Kitap okumaktan hoşlanırım.

2. Anlam: Sahip olmak, faydalanmak

  • He enjoys good health. → İyi bir sağlığa sahip.

103. HELP (yardım etmek, faydalı olmak)

1. Anlam: Yardım etmek, destek olmak

  • Can you help me? → Bana yardım edebilir misin?

2. Anlam: Engellemek, önlemek (olumsuz cümlelerde)

  • I can't help laughing. → Gülmekten kendimi alamıyorum.

104. CARE (önemsemek, bakmak)

1. Anlam: Önemsemek, umursamak

  • I don't care about money. → Parayı umursamıyorum.

2. Anlam: Bakmak, ilgilenmek

  • She cares for her mother. → Annesine bakıyor.

105. TURN (dönmek, çevirmek)

1. Anlam: Dönmek, yön değiştirmek

  • Turn left at the corner. → Köşede sola dön.

2. Anlam: Olmak, haline gelmek

  • The weather turns cold. → Hava soğuyor.

106. START (başlamak, başlatmak)

1. Anlam: Başlamak, işe koyulmak

  • School starts in September. → Okul Eylül'de başlar.

2. Anlam: Kurmak, açmak

  • She starts her own business. → Kendi işini kuruyor.

107. HOLD (tutmak, düzenlemek)

1. Anlam: Tutmak, kavramak

  • Hold my hand. → Elimi tut.

2. Anlam: Düzenlemek, tertip etmek

  • We hold a meeting tomorrow. → Yarın toplantı düzenliyoruz.

108. PICK (seçmek, toplamak)

1. Anlam: Seçmek, ayırmak

  • Pick a card. → Bir kart seç.

2. Anlam: Toplamak, devşirmek

  • We pick apples in autumn. → Sonbaharda elma toplarız.

109. WEAR (giymek, üzerinde olmak)

1. Anlam: Giymek, giyinmek

  • She wears a blue dress. → Mavi bir elbise giyiyor.

2. Anlam: Takmak, üzerinde bulundurmak

  • He wears glasses. → Gözlük takıyor.

110. CATCH (yakalamak, tutmak)

1. Anlam: Yakalamak, tutmak

  • Catch the ball! → Topu yakala!

2. Anlam: Yetişmek, binmek

  • I catch the 8 o'clock bus. → Saat 8 otobüsüne yetişiyorum.

111. DRAW (çizmek, çekmek)

1. Anlam: Çizmek, resim yapmak

  • I draw a picture. → Bir resim çiziyorum.

2. Anlam: Çekmek, çekip almak

  • Draw the curtains, please. → Lütfen perdeleri çek.

112. CHOOSE (seçmek, tercih etmek)

1. Anlam: Seçmek, karar vermek

  • Choose the red one. → Kırmızı olanı seç.

2. Anlam: İstemek, yeğlemek

  • I choose to stay home. → Evde kalmayı tercih ediyorum.

113. ADD (eklemek, toplamak)

1. Anlam: Eklemek, ilave etmek

  • Add sugar to your tea. → Çayına şeker ekle.

2. Anlam: Toplamak (matematik)

  • Add these numbers. → Bu sayıları topla.

114. FACE (yüzleşmek, karşı karşıya gelmek)

1. Anlam: Yüzleşmek, karşılaşmak

  • We face many problems. → Birçok sorunla karşılaşıyoruz.

2. Anlam: Bakmak, dönük olmak

  • The house faces south. → Ev güneye bakıyor.

115. DRIVE (sürmek, götürmek)

1. Anlam: Araba kullanmak, sürmek

  • I drive to work daily. → Her gün işe araba kullanarak giderim.

2. Anlam: Zorunlu kılmak, itmek

  • Hunger drives people to steal. → Açlık insanları çalmaya iter.

116. WISH (dilemek, istemek)

1. Anlam: Dilemek, temenni etmek

  • I wish you good luck. → Sana iyi şanslar dilerim.

2. Anlam: İstemek, arzu etmek

  • I wish I could fly. → Keşke uçabilsem.

117. WIN (kazanmak, elde etmek)

1. Anlam: Kazanmak, galip gelmek

  • We win the competition. → Yarışmayı kazanıyoruz.

2. Anlam: Elde etmek, kazanmak

  • He wins her heart. → Onun kalbini kazanıyor.

118. REPRESENT (temsil etmek, göstermek)

1. Anlam: Temsil etmek, adına hareket etmek

  • He represents our school. → Okulumuzu temsil ediyor.

2. Anlam: Simgelemek, anlamına gelmek

  • Red represents danger. → Kırmızı tehlikeyi simgeler.

119. ACCEPT (kabul etmek, almak)

1. Anlam: Kabul etmek, onaylamak

  • I accept your apology. → Özrünü kabul ediyorum.

2. Anlam: Razı olmak, göze almak

  • She accepts the challenge. → Meydan okumayı kabul ediyor.

120. IMAGINE (hayal etmek, düşünmek)

1. Anlam: Hayal etmek, kafada canlandırmak

  • Imagine a beautiful beach. → Güzel bir sahil hayal et.

2. Anlam: Sanmak, zannetmek

  • I imagine he is busy. → Sanırım meşgul.

121. FORGET (unutmak, ihmal etmek)

1. Anlam: Unutmak, hatırlamamak

  • I forget his name. → Adını unutuyorum.

2. Anlam: Bırakmak, bir yerde unutmak

  • I forget my keys at home. → Anahtarlarımı evde unutuyorum.

122. PREPARE (hazırlamak, hazırlanmak)

1. Anlam: Hazırlamak, düzenlemek

  • I prepare dinner for my family. → Ailem için akşam yemeği hazırlıyorum.

2. Anlam: Hazırlanmak, hazırlık yapmak

  • We prepare for the exam. → Sınava hazırlanıyoruz.

123. COVER (kaplamak, örtmek)

1. Anlam: Kaplamak, örtmek

  • Cover the table with a cloth. → Masayı bir örtüyle ört.

2. Anlam: Kapsamak, içermek

  • This book covers many topics. → Bu kitap birçok konuyu kapsıyor.

124. VISIT (ziyaret etmek, görmeye gitmek)

1. Anlam: Ziyaret etmek, görmeye gitmek

  • I visit my grandparents weekly. → Büyükannem ve büyükbabamı haftalık ziyaret ederim.

2. Anlam: Gezip görmek, seyahat etmek

  • We visit Paris next summer. → Gelecek yaz Paris'i geziyoruz.

125. DISCUSS (tartışmak, görüşmek)

1. Anlam: Tartışmak, müzakere etmek

  • Let's discuss this problem. → Bu sorunu tartışalım.

2. Anlam: Konuşmak, söz etmek

  • We discuss our plans. → Planlarımızı konuşuyoruz.

126. CLAIM (iddia etmek, talep etmek)

1. Anlam: İddia etmek, öne sürmek

  • He claims to be innocent. → Masum olduğunu iddia ediyor.

2. Anlam: Talep etmek, hak iddia etmek

  • You can claim your prize now. → Ödülünü şimdi talep edebilirsin.

127. THANK (teşekkür etmek, şükretmek)

1. Anlam: Teşekkür etmek, minnettarlık göstermek

  • I thank you for your help. → Yardımın için teşekkür ederim.

2. Anlam: Şükretmek, minnettar olmak

  • We thank God for our health. → Sağlığımız için Allah'a şükrediyoruz.

128. DISCOVER (keşfetmek, öğrenmek)

1. Anlam: Keşfetmek, bulmak

  • Columbus discovers America. → Kolomb Amerika'yı keşfeder.

2. Anlam: Fark etmek, anlamak

  • I discover my mistake. → Hatamı fark ediyorum.

129. TRAVEL (seyahat etmek, yolculuk yapmak)

1. Anlam: Seyahat etmek, yolculuk yapmak

  • I love to travel abroad. → Yurtdışına seyahat etmeyi severim.

2. Anlam: Gitmek, kat etmek

  • Light travels fast. → Işık hızlı gider.

130. ENTER (girmek, içeri girmek)

1. Anlam: Girmek, içeri adım atmak

  • Please enter the room. → Lütfen odaya girin.

2. Anlam: Kaydolmak, katılmak

  • She enters the competition. → Yarışmaya katılıyor.

131. ANSWER (cevap vermek, yanıtlamak)

1. Anlam: Cevap vermek, karşılık vermek

  • Answer my question, please. → Lütfen sorumu cevapla.

2. Anlam: Açmak (telefon, kapı)

  • Can you answer the door? → Kapıyı açabilir misin?

132. WARN (uyarmak, ikaz etmek)

1. Anlam: Uyarmak, dikkat çekmek

  • I warn you about the danger. → Seni tehlike hakkında uyarıyorum.

2. Anlam: İhtar etmek, bildirmek

  • The teacher warns the students. → Öğretmen öğrencileri uyarıyor.

133. LAUGH (gülmek, kahkaha atmak)

1. Anlam: Gülmek, gülme sesi çıkarmak

  • The joke makes me laugh. → Şaka beni güldürüyor.

2. Anlam: Eğlenmek, alay etmek

  • Don't laugh at others. → Başkalarıyla alay etme.

134. CRY (ağlamak, bağırmak)

1. Anlam: Ağlamak, gözyaşı dökmek

  • The baby cries loudly. → Bebek yüksek sesle ağlıyor.

2. Anlam: Bağırmak, haykırmak

  • He cries for help. → Yardım için bağırıyor.

135. PUSH (itmek, bastırmak)

1. Anlam: İtmek, itmekle hareket ettirmek

  • Push the door to open. → Açmak için kapıyı it.

2. Anlam: Zorlamak, baskı yapmak

  • Don't push yourself too hard. → Kendini çok zorlama.

136. NOTICE (fark etmek, dikkat etmek)

1. Anlam: Fark etmek, görmek

  • Did you notice her new haircut? → Yeni saç kesimini fark ettin mi?

2. Anlam: Dikkat etmek, bakmak

  • Notice the sign on the wall. → Duvardaki tabelaya dikkat et.

137. HANG (asmak, sarkıtmak)

1. Anlam: Asmak, asmakla yerleştirmek

  • Hang your coat here. → Paltonu buraya as.

2. Anlam: Sallanmak, sarkmak

  • The picture hangs on the wall. → Resim duvarda asılı duruyor.

138. ATTEND (katılmak, devam etmek)

1. Anlam: Katılmak, hazır bulunmak

  • I attend the meeting. → Toplantıya katılıyorum.

2. Anlam: Devam etmek, gitmek

  • She attends school regularly. → Okula düzenli devam ediyor.

139. FINISH (bitirmek, tamamlamak)

1. Anlam: Bitirmek, son vermek

  • Finish your homework. → Ödevini bitir.

2. Anlam: Bitmek, sona ermek

  • The movie finishes at 10 p.m. → Film akşam 10'da bitiyor.

140. CLOSE (kapatmak, kapanmak)

1. Anlam: Kapatmak, örtmek

  • Close the window, please. → Lütfen pencereyi kapat.

2. Anlam: Kapanmak, işi bitirmek

  • The shop closes at 8 p.m. → Dükkan akşam 8'de kapanıyor.

141. JOIN (katılmak, birleşmek)

1. Anlam: Katılmak, dahil olmak

  • Join our team! → Takımımıza katıl!

2. Anlam: Birleşmek, birleştirmek

  • These two roads join here. → Bu iki yol burada birleşiyor.

142. SHARE (paylaşmak, ortak kullanmak)

1. Anlam: Paylaşmak, bölüşmek

  • Share your toys with others. → Oyuncaklarını başkalarıyla paylaş.

2. Anlam: Ortak olmak, birlikte kullanmak

  • We share the same room. → Aynı odayı paylaşıyoruz.

143. SOLVE (çözmek, halletmek)

1. Anlam: Çözmek, sonuca ulaştırmak

  • Can you solve this puzzle? → Bu bulmacayı çözebilir misin?

2. Anlam: Halletmek, çözüm bulmak

  • We solve the problem together. → Sorunu birlikte çözüyoruz.

144. ARGUE (tartışmak, münakaşa etmek)

1. Anlam: Tartışmak, kavga etmek

  • Don't argue with your parents. → Anne babanla tartışma.

2. Anlam: İddia etmek, savunmak

  • He argues his point strongly. → Fikrini güçlü şekilde savunuyor.

145. PROMISE (söz vermek, vaat etmek)

1. Anlam: Söz vermek, taahhüt etmek

  • I promise to help you. → Sana yardım edeceğime söz veriyorum.

2. Anlam: Umut vaat etmek

  • This plan promises success. → Bu plan başarı vaat ediyor.

146. FAIL (başarısız olmak, yetersiz kalmak)

1. Anlam: Başarısız olmak, sınavda kalmak

  • I don't want to fail the exam. → Sınavda kalmak istemiyorum.

2. Anlam: Yetersiz kalmak, yapamamak

  • He fails to understand. → Anlamakta yetersiz kalıyor.

147. BELONG (ait olmak, ilgili olmak)

1. Anlam: Ait olmak, malı olmak

  • This book belongs to me. → Bu kitap bana ait.

2. Anlam: Üyesi olmak, dahil olmak

  • I belong to a sports club. → Bir spor kulübüne üyeyim.

148. IMPROVE (geliştirmek, iyileştirmek)

1. Anlam: Geliştirmek, daha iyi hale getirmek

  • Practice improves your skills. → Pratik becerilerini geliştirir.

2. Anlam: İyileşmek, ilerlemek

  • Her health improves quickly. → Sağlığı hızla iyileşiyor.

149. REPEAT (tekrarlamak, yinelemek)

1. Anlam: Tekrarlamak, yeniden söylemek

  • Please repeat your name. → Lütfen adınızı tekrarlayın.

2. Anlam: Yinelemek, tekrar yapmak

  • History repeats itself. → Tarih tekerrür eder.

150. AVOID (kaçınmak, sakınmak)

1. Anlam: Kaçınmak, uzak durmak

  • Avoid junk food. → Abur cuburdan kaçın.

2. Anlam: Sakınmak, önlemek

  • Avoid making mistakes. → Hata yapmaktan sakın.

151. COMPARE (karşılaştırmak, kıyaslamak)

1. Anlam: Karşılaştırmak, mukayese etmek

  • Compare these two products. → Bu iki ürünü karşılaştır.

2. Anlam: Benzetmek, eşitlemek

  • Don't compare yourself to others. → Kendini başkalarıyla kıyaslama.

152. RECOGNIZE (tanımak, kabul etmek)

1. Anlam: Tanımak, kim olduğunu anlamak

  • I recognize your voice. → Sesini tanıyorum.

2. Anlam: Kabul etmek, fark etmek

  • They recognize their mistake. → Hatalarını kabul ediyorlar.

153. COMPLAIN (şikayet etmek, yakınmak)

1. Anlam: Şikayet etmek, şikayette bulunmak

  • She complains about the noise. → Gürültüden şikayet ediyor.

2. Anlam: Yakınmak, sızlanmak

  • Don't complain all the time. → Her zaman yakınma.

154. INVITE (davet etmek, çağırmak)

1. Anlam: Davet etmek, misafir çağırmak

  • *I invite you to my party.* → Seni partıme davet ediyorum.

2. Anlam: Neden olmak, çağrıştırmak

  • Your behavior invites trouble. → Davranışın başını belaya sokacak.

155. COOK (pişirmek, yemek yapmak)

1. Anlam: Pişirmek, ocakta hazırlamak

  • I cook pasta for dinner. → Akşam yemeği için makarna pişiriyorum.

2. Anlam: Yemek yapmak

  • My mother cooks very well. → Annem çok iyi yemek yapar.

156. CLEAN (temizlemek, temiz yapmak)

1. Anlam: Temizlemek, kirini çıkarmak

  • Clean your room, please. → Lütfen odanı temizle.

2. Anlam: Süpürmek, silmek

  • She cleans the floor daily. → Her gün yeri siliyor.

157. BORROW (ödünç almak, borç almak)

1. Anlam: Ödünç almak, ödünç istemek

  • Can I borrow your pen? → Kalemini ödünç alabilir miyim?

2. Anlam: Borç almak, ödünç para almak

  • He borrows money from the bank. → Bankadan borç para alıyor.

158. LEND (ödünç vermek, borç vermek)

1. Anlam: Ödünç vermek

  • I lend my book to John. → Kitabımı John'a ödünç veriyorum.

2. Anlam: Borç para vermek

  • Banks lend money to customers. → Bankalar müşterilere borç para verir.

159. PROTECT (korumak, savunmak)

1. Anlam: Korumak, muhafaza etmek

  • Parents protect their children. → Ebeveynler çocuklarını korur.

2. Anlam: Savunmak, himaye etmek

  • This cream protects your skin. → Bu krem cildinizi korur.

160. HIDE (saklamak, gizlemek)

1. Anlam: Saklamak, gizli tutmak

  • Hide the gift from her. → Hediyeyi ondan sakla.

2. Anlam: Gizlenmek, saklanmak

  • The cat hides under the bed. → Kedi yatağın altına saklanıyor.

161. SAVE (kurtarmak, biriktirmek)

1. Anlam: Kurtarmak, emniyete almak

  • The doctor saves many lives. → Doktor birçok hayat kurtarır.

2. Anlam: Biriktirmek, tasarruf etmek

  • I save money every month. → Her ay para biriktiriyorum.

162. WASTE (israf etmek, harcamak)

1. Anlam: İsraf etmek, boşa harcamak

  • Don't waste water. → Suyu israf etme.

2. Anlam: Ziyan etmek, kaybetmek

  • Don't waste your time. → Zamanını ziyan etme.

163. DAMAGE (zarar vermek, hasar vermek)

1. Anlam: Zarar vermek, bozmak

  • Fire damages the building. → Yangın binaya zarar veriyor.

2. Anlam: Hasar vermek, tahribat yapmak

  • Storms damage the crops. → Fırtınalar mahsule zarar verir.

164. MENTION (bahsetmek, söz etmek)

1. Anlam: Bahsetmek, adını geçirmek

  • He mentions your name. → Senin adından bahsediyor.

2. Anlam: Söz etmek, değinmek

  • She mentions the problem briefly. → Soruna kısaca değiniyor.

165. SMILE (gülümsemek, tebessüm etmek)

1. Anlam: Gülümsemek, hafifçe gülmek

  • She smiles at everyone. → Herkese gülümsüyor.

2. Anlam: Sevindirici olmak

  • Fortune smiles on us. → Talih bize gülüyor.

166. COLLECT (toplamak, biriktirmek)

1. Anlam: Toplamak, bir araya getirmek

  • I collect stamps as a hobby. → Hobi olarak pul topluyorum.

2. Anlam: Almak, tahsil etmek

  • They collect donations. → Bağış topluyorlar.

167. DELIVER (teslim etmek, ulaştırmak)

1. Anlam: Teslim etmek, vermek

  • They deliver pizza to your home. → Pizzayı evinize teslim ediyorlar.

2. Anlam: Dağıtmak, yerine ulaştırmak

  • The postman delivers letters. → Postacı mektup dağıtır.

168. SEARCH (aramak, araştırmak)

1. Anlam: Aramak, araştırma yapmak

  • I search for my keys. → Anahtarlarımı arıyorum.

2. Anlam: İncelemek, kontrol etmek

  • Police search the building. → Polis binayı arıyor.

169. PAINT (boyamak, resim yapmak)

1. Anlam: Boyamak, boya sürmek

  • We paint the walls white. → Duvarları beyaza boyuyoruz.

2. Anlam: Resim yapmak

  • She paints beautiful landscapes. → Güzel manzaralar resimler.

170. KNOCK (kapıyı çalmak, vurmak)

1. Anlam: Kapıyı çalmak

  • Someone knocks at the door. → Biri kapıyı çalıyor.

2. Anlam: Vurmak, çarpmak

  • Don't knock your head. → Kafanı çarpma.

171. LOCK (kilitlemek, kilit vurmak)

1. Anlam: Kilitlemek, kapamak

  • Lock the door when you leave. → Çıkarken kapıyı kilitle.

2. Anlam: Sabitlemek, tutmak

  • The wheels lock in place. → Tekerlekler yerinde sabitlenir.

172. PARK (park etmek, bırakmak)

1. Anlam: Park etmek, durdurup bırakmak

  • You can park your car here. → Arabanı buraya park edebilirsin.

2. Anlam: Koymak, yerleştirmek

  • Park yourself on the sofa. → Kendini kanepeye yerleştir.

173. PRESS (basmak, sıkmak)

1. Anlam: Basmak, bastırmak

  • Press the button. → Düğmeye bas.

2. Anlam: Sıkmak, bastırmak

  • Press the oranges for juice. → Portakalları suyu için sık.

174. POUR (dökmek, boşaltmak)

1. Anlam: Dökmek, akıtmak

  • Pour water into the glass. → Bardağa su dök.

2. Anlam: Yağmak, şiddetle yağmak

  • It pours with rain. → Yağmur yağıyor.

175. MIX (karıştırmak, katmak)

1. Anlam: Karıştırmak, birbirine katmak

  • Mix sugar with flour. → Şekeri unla karıştır.

2. Anlam: Harmanlamak, birleştirmek

  • Oil and water don't mix. → Yağ ve su karışmaz.

176. BURN (yakmak, yanmak)

1. Anlam: Yakmak, ateşe vermek

  • Don't burn the papers. → Kağıtları yakma.

2. Anlam: Yanmak, tutuşmak

  • Wood burns easily. → Odun kolay yanar.

177. FREEZE (donmak, dondurmak)

1. Anlam: Donmak, buzlaşmak

  • Water freezes at 0°C. → Su 0°C'de donar.

2. Anlam: Dondurmak, dondurucuda saklamak

  • Freeze the meat. → Eti dondur.

178. MELT (erimek, eritmek)

1. Anlam: Erimek, sıvılaşmak

  • Ice melts in the sun. → Buz güneşte erir.

2. Anlam: Eritmek, çözme

  • Melt the butter in a pan. → Yağı tavada erit.

179. FLY (uçmak, uçurmak)

1. Anlam: Uçmak, havada gitmek

  • Birds fly in the sky. → Kuşlar gökyüzünde uçar.

2. Anlam: Uçakla gitmek

  • We fly to London tomorrow. → Yarın Londra'ya uçuyoruz.

180. SWIM (yüzmek, yüzerek gitmek)

1. Anlam: Yüzmek

  • I swim every summer. → Her yaz yüzerim.

2. Anlam: Yüzerek geçmek

  • Fish swim in the sea. → Balıklar denizde yüzer.

181. JUMP (atlamak, sıçramak)

1. Anlam: Atlamak, zıplamak

  • Jump over the puddle. → Su birikintisinin üzerinden atla.

2. Anlam: Sıçramak, fırlamak

  • The cat jumps onto the table. → Kedi masanın üstüne sıçrıyor.

182. CLIMB (tırmanmak, çıkmak)

1. Anlam: Tırmanmak, yükselmek

  • They climb the mountain. → Dağa tırmanıyorlar.

2. Anlam: Çıkmak, yükselmek

  • Prices climb every year. → Her yıl fiyatlar yükseliyor.

183. RIDE (binmek, sürmek)

1. Anlam: Binmek (at, bisiklet vb.)

  • I ride my bike to school. → Okula bisikletle giderim.

2. Anlam: Sürmek, yolculuk etmek

  • We ride the bus together. → Otobüse birlikte biniyoruz.

184. THROW (atmak, fırlatmak)

1. Anlam: Atmak, havaya atmak

  • Throw the ball to me. → Topu bana at.

2. Anlam: Atmak, çöpe atmak

  • Don't throw away this paper. → Bu kağıdı atma.

185. HIT (vurmak, çarpmak)

1. Anlam: Vurmak, darbe indirmek

  • Don't hit your brother. → Kardeşine vurma.

2. Anlam: Çarpmak, isabet etmek

  • The ball hits the window. → Top pencereye çarpıyor.

186. TOUCH (dokunmak, temas etmek)

1. Anlam: Dokunmak, elle tutmak

  • Don't touch the hot stove. → Sıcak ocağa dokunma.

2. Anlam: Duygulandırmak, etkilemek

  • Your words touch my heart. → Sözlerin kalbime dokunuyor.

187. TASTE (tatmak, tadına bakmak)

1. Anlam: Tatmak, ağza almak

  • Taste this delicious cake. → Bu lezzetli pastayı tat.

2. Anlam: Tadı olmak, lezzeti olmak

  • This soup tastes salty. → Bu çorba tuzlu.

188. SMELL (koklamak, kokmak)

1. Anlam: Koklamak, koku almak

  • Smell these beautiful flowers. → Şu güzel çiçekleri kokla.

2. Anlam: Kokmak, koku yaymak

  • The bread smells good. → Ekmek güzel kokuyor.

189. BITE (ısırmak, dişlemek)

1. Anlam: Isırmak, dişlemek

  • The dog bites strangers. → Köpek yabancıları ısırır.

2. Anlam: Sokmak (böcek)

  • Mosquitoes bite at night. → Sivrisinekler geceleri sokar.

190. CHEW (çiğnemek, kemirmek)

1. Anlam: Çiğnemek, ağızda çiğnemek

  • Chew your food well. → Yemeğini iyi çiğne.

2. Anlam: Kemirmek

  • The mouse chews the cheese. → Fare peyniri kemiriyor.

191. SWALLOW (yutmak, içine çekmek)

1. Anlam: Yutmak, boğazdan geçirmek

  • Swallow the pill with water. → Hapı suyla yut.

2. Anlam: Kabul etmek (mecazi)

  • He swallows the lie. → Yalan kabul ediyor.

192. BREATHE (nefes almak, solumak)

1. Anlam: Nefes almak, soluk almak

  • Breathe deeply and relax. → Derin nefes al ve rahatla.

2. Anlam: Solumak, hava almak

  • Plants breathe through their leaves. → Bitkiler yapraklarıyla solur.

193. SLEEP (uyumak, uykuda olmak)

1. Anlam: Uyumak, uyku halinde olmak

  • I sleep eight hours daily. → Günde sekiz saat uyurum.

2. Anlam: Yatmak, gecelemek

  • We sleep at a hotel tonight. → Bu gece bir otelde yatıyoruz.

194. WAKE (uyanmak, uyandırmak)

1. Anlam: Uyanmak, ayılmak

  • I wake up early. → Erken uyanırım.

2. Anlam: Uyandırmak, uyaran olmak

  • The alarm wakes me up. → Alarm beni uyandırıyor.

195. DREAM (rüya görmek, hayal kurmak)

1. Anlam: Rüya görmek

  • I dream about flying. → Uçmak hakkında rüya görüyorum.

2. Anlam: Hayal kurmak, düşlemek

  • She dreams of becoming a singer. → Şarkıcı olmayı hayal ediyor.

196. HATE (nefret etmek, hiç sevmemek)

1. Anlam: Nefret etmek, kin beslemek

  • I hate lies. → Yalanlardan nefret ederim.

2. Anlam: Hiç sevmemek, çok hoşlanmamak

  • She hates cold weather. → Soğuk havayı hiç sevmiyor.

197. LIKE (sevmek, hoşlanmak)

1. Anlam: Hoşlanmak, beğenmek

  • I like chocolate. → Çikolatadan hoşlanırım.

2. Anlam: İstemek, tercih etmek

  • I like to read at night. → Geceleri okumayı tercih ederim.

198. PREFER (tercih etmek, yeğlemek)

1. Anlam: Tercih etmek, seçmek

  • I prefer tea to coffee. → Kahveye tercih ederim çayı.

2. Anlam: Daha çok isteme, yeğlemek

  • She prefers staying home. → Evde kalmayı daha çok istiyor.

199. STUDY (çalışmak, ders çalışmak)

1. Anlam: Ders çalışmak, öğrenmek için okumak

  • I study English every day. → Her gün İngilizce çalışırım.

2. Anlam: İncelemek, araştırmak

  • Scientists study the stars. → Bilim insanları yıldızları inceler.

200. PRACTICE (pratik yapmak, alıştırma yapmak)

1. Anlam: Pratik yapmak, egzersiz yapmak

  • Practice makes perfect. → Pratik mükemmelleştirir.

2. Anlam: Uygulamak, icra etmek

  • She practices law. → Avukatlık yapıyor.

✅ Bağlantı Kopyalandı
Logo

İNGİLİZCEDEFTERİ

Eğitim Portalı

İngilizce Defteri

Sınıfınıza uygun çalışma kağıtları, eğitici oyunlar ve konu anlatımları ile İngilizce öğrenmek artık çok kolay!